<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564</id><updated>2012-01-30T10:31:23.438+02:00</updated><category term='Çocuklarımızın Hataları Karşısında'/><category term='tutarsa'/><category term='Öğrenci Özenir'/><category term='veli'/><category term='NAMAZ'/><category term='mezun'/><category term='her konuda ve her ortamda bir şeyleri tartışıp durmaktayız.'/><category term='ya'/><category term='Kuşbakışı'/><category term='KAVRAMI'/><category term='İnsancıllık'/><category term='Aile Soyulur'/><category term='eğitimi'/><category term='öğrenci'/><category term='ORTA'/><category term='sınav'/><category term='Dersane'/><category term='DÜNYANIN TEK SORUNU   &#x9;Sosyal yaşantımız içerisinde her zaman'/><category term='askerlik'/><category term='okul'/><category term='Okul Önerir'/><category term='Zulüm İçinde Adalet'/><category term='eğitim'/><category term='GÜN'/><title type='text'>KUŞBAKIŞI</title><subtitle type='html'>Gerek hedeflerimiz, gerek hayatın getirdiği sıkıntılar ve gerekse benzeri sebeplerle, hepimiz hayat rüzgarı içerisinde sürüklenmeye devam etmekteyiz. Ancak kısa bir süre için de olsa bu akışın dışına çıkarak olayları şöylece kuşbakışı bir izleyelim istedik. Ve bakın neler ilişti gözümüze...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>22</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-6690710642467608962</id><published>2012-01-30T10:29:00.001+02:00</published><updated>2012-01-30T10:31:23.446+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="background-color: white; color: grey; font-family: Tahoma; font-size: 15px; font-weight: bold; text-align: left;"&gt;Türkiye iş ilanları, Türkiye bölgesinde iş arama: &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://jooble-tr.com/"&gt;http://jooble-tr.com/&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://jooble-tr.com/" target="_blank"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-1J6ZZgQlZTo/TyZUQHny6uI/AAAAAAAABb8/JkuALfKap7g/s320/jooble.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-6690710642467608962?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/6690710642467608962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2012/01/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/6690710642467608962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/6690710642467608962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2012/01/blog-post.html' title=''/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-1J6ZZgQlZTo/TyZUQHny6uI/AAAAAAAABb8/JkuALfKap7g/s72-c/jooble.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-6213716325035844762</id><published>2011-12-12T16:53:00.000+02:00</published><updated>2011-12-12T16:53:41.720+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='askerlik'/><title type='text'>ARZU EDİLEN ASKERLİK</title><content type='html'>&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 9.5pt;"&gt;1996 yılında Şırnak Silopi’de Yedek Subay Teğmen rütbesiyle vatani görevimi ifa etmekteyken çok farklı kimliklere sahip askerlerim olmuştu. Güney doğu için çok elverişli fiziksel ve ruhsal yapıya sahip askerlerimizin varlığının yanı sıra, tamamen çocuksu özellikler taşımakta olan askerlerimiz de mevcuttu. Nöbet tutarken korkan ya da operasyon bölgesine gitmemek için gözyaşı dökerek yalvaran askerlerden tutun da memleketine izne giderken geri dönüp kaldığı yerden devam edeceğini hesap edemeyerek gitmeden önce botlarını çöpe atan askerimiz bile mevcuttu. Bu askerlerle uğraştıkça, asker dağıtımı esnasında güney doğuya böyle askerlerin nasıl gönderilebildiğini düşünürdüm. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 9.5pt;"&gt;Aslında bu konuya daha genel olarak bakılırsa teskereci askerlerin en az yarısının, karakterleri ve uygun pozisyonda görevlendirilmemiş olmaları sebepleriyle askerlik hizmetinde verimli olamadıkları anlaşılır. Geri kalan kısmı ise gerekli askeri eğitimleri alıp tam verimli olacakları pozisyona gelince askerlik süreleri dolduğundan terhis olmaktadırlar. Yani ordu içerisindeki asker sayısının çok olması, ordunun bu sayıyla orantılı olarak verimli olduğu anlamına gelmemektedir. Ayrıca teskereci askerlerin, sosyal ve lojistik ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla yapılan maddi ve manevi harcamalar da konunun dikkate alınması gereken çok önemli bir başka boyutudur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 9.5pt;"&gt;Askerliğin, sadece askerlik süresince değil, askerlik sonrası sosyal hayat içerisinde, kişileri fiziksel olarak daha güçlü, psikolojik olarak da daha olgun ve sabırlı kıldığı klasik yorumunu dikkate alırsak, bu düşüncenin eski dönemler için doğru olsa da günümüzde geçerliliğini büyük ölçüde kaybettiğini söyleyebiliriz. Çünkü günümüzün gençleri aldıkları eğitimle ve yaptıkları sportif faaliyetlerle zaten olması gereken olgunluğa ve güce ulaşmaktadırlar. Onlarca yıl önce okul öğrencileri arasında bir tek sınıf farkının var olması bile anlaşmazlık ve kavgalara yol açmaktayken, günümüzde ilköğretim birinci sınıf öğrencileriyle lise son sınıf öğrencilerinin dahi rahatlıkla arkadaşlık yapabildiklerini görmekteyiz. Sadece bu örnek bile gençliğin, zaman içerisinde olgunlaşma konusunda kat ettiği aşamanın büyüklüğünü, takdir edilecek ölçüde gözler önüne sermektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 9.5pt;"&gt;Okullarından mezun olmuş ve tam hayata atılacak ya da atılmış olan gençlerin, sosyal hayatlarını düzene koymaları aşamasında askerliğin çoğu yönden bir engel olarak karşılarına çıkmakta olduğunu da dikkate alırsak, askerlikle ilgili düşüncelerimizi kısaca şöyle ifade etmemiz gerekir: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 9.5pt;"&gt;Ülkemizde güvenlikle ilgili iki kurum, emniyet ve ordudur. Ordudaki sistem de emniyet tarzına dönüştürülmeli, mecburi teskereci askerlik tamamen kaldırılmalı, istekli ve elverişli olan gençlerden oluşmuş profesyonel ve maaşlı askerlik sistemi uygulamaya konmalıdır. Tek tip askerlik ve benzeri modeller düşünülmemelidir. Profesyonel askerliğe geçişle birlikte, bir daha hiçbir zaman gündeme alınmamak üzere bedelli ve dövizli askerlik uygulamalarına da son verilmelidir. Para, hiçbir zaman hayattaki en hakiki mürşit olan ilmin önüne geçememelidir. Birileri para karşılığında vatani görevinden muaf olurken, birileri doçent, profesör unvanına sahip olsa bile askerlik yapmaya mecbur edilmemelidir. Mizahi maksatlı söylenmiş olsa bile “Her fakir asker doğar” ifadesinin haklılık payı içermesine müsaade edilmemelidir.&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-6213716325035844762?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/6213716325035844762/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2011/12/arzu-edilen-askerlik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/6213716325035844762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/6213716325035844762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2011/12/arzu-edilen-askerlik.html' title='ARZU EDİLEN ASKERLİK'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-3272852134262034143</id><published>2011-05-26T12:59:00.000+02:00</published><updated>2011-05-26T12:59:37.188+02:00</updated><title type='text'>KADERİN DEĞİŞKENLİĞİ</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: x-small;"&gt;  &lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Bazı konular vardır ki onlar hakkında geçmişten günümüze kadar sayısız eserler ortaya konmuştur. Bu durum bizi, söz konusu konuları tekrar ele almaya gerek olmadığı mantığına götürür. Ancak bu genellemeye rağmen yine de zaman zaman bazı konuların belli kriterlerini tekrar ele almaya ihtiyaç duyabilmekteyiz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Bu konulardan birisi de Kader inancıdır. Kader konusunda sayısız kitap, makale, video, slayt gibi çalışmalar bulabilmekte; son derece akıcı ve güzel hazırlanmış eserler görebilmekteyiz. Bu sebeple maksadımız kader konusunu yeniden ele almak değildir. Ancak “Kader değişir mi?” gibi bir soru karşısında, kaderin ele alınmış olduğu çalışmaların verebildikleri cevaplar hala daha yetersiz gibi görülmekte olduğundan, sadece bu soru üzerine bazı fikirler beyan etmek gerekli ve faydalı olacaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Kader üzerine hazırlanmış eserlerde, “Kader değişir mi?” sorusuna, birbirinden farklı fikirlerle yaklaşılmış, bu durum ise inanç asçısından çok kritik bir pozisyonu olan bu soru karşısında kafaların daha da fazla karışmasına sebebiyet vermiştir. Kaderin değişkenliği hususunu bu şekilde anlaşılmaz kılan, esasında kaderin tanımının, kader hakkında hazırlanan çalışmalar içerisinde net bir şekilde ortaya konmamış olmasıdır. Bu durum ise sorunun çözümüne, kaderin tanımıyla başlamayı gerekli kılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Kaderi iki farklı şekilde tanımlamak mümkündür: Birincisi şudur ki; Kader, gelecekte yaşanacak olaylar dizisidir. İkinci tanımı ise; Kader, gelecekte yaşanacak olayların daha önceden yaratıcı tarafından bilinmesidir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Bu iki tanım birbirinden tamamen farklıdır. Birinde yaşanacak olaylar zincirine kader denilirken, diğerinde ise yaşanacak olayların bilinmesine kader denilmiştir. Kader için her iki tanım da doğrudur. Ancak kaderle ilgili değerlendirmeler yapılırken, hangi tanımın dikkate alındığı mutlaka ortaya konmalı ve tüm fikirler bu tanım üzerine inşa edilmelidir. Aksi halde fikir vermeye çalışan kişi bir tanım noktasında bulunurken fikir almaya çalışan ise diğer tanım noktasında bulunursa, kaderi anlamak amacıyla yapılan gayretler boşa gitmekle kalmayıp kafaların da gereksiz yere karışmasına sebep olur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Kaderin tanımını iki farklı şekilde ve net olarak ortaya koyduktan sonra, kaderin değişkenliği sorusuna, tanımlara göre cevap vermek artık kolay hale gelmiştir. Birinci tanıma göre kader mutlaka değişirken, ikinci tanıma göre ise kader asla ve asla değişmez. Birazcık açacak olursak, eğer gelecekte yaşanacak olaylar zincirine kader diyorsak, gelecekte yaşayacaklarımızı zaten biz belirlemekteyiz. Bu noktada yaratıcımız sadece onay makamındadır. Eğer gelecekte yaşanacak olayların daha önceden yaratıcı tarafından biliniyor olması durumuna kader diyorsak, bu durumda kader asla değişmez; çünkü yaratıcımız, kendine has sıfatı ile geçmişteki olayların yanı sıra gelecekteki olayları da aynen bilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken, yaratıcının gelecekteki olayları sadece bilmesi, yani onlara müdahale ediyor olmamasıdır. Kulun yaşayacağı olayı yaratıcı bildiği için kul o olayı yaşamaz; kul o olayı yaşayacağı için yaratıcı bunu bilir. Benzetme yaparak örnek verecek olursak; gündüz öğle vakti biliriz ki birkaç saat sonra gece olacaktır. Biz gece vaktinin geleceğini bildiğimiz için gece olmaz, gece vakti geleceği için biz bunu biliriz. Başka bir örnek verecek olursak, astronomi uzmanları aylar hatta yıllar sonrası için bir tarih vererek o tarihte güneş tutulması yaşanacağını söylemiş olsalar, uzmanlar o tarihi söylediler diye güneş o tarihte tutulmaz; tam tersine güneş o tarihte tutulacağı için uzmanlar bunu söylemiş olur. Benzeri şekilde pek çok örnek verilebilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Sonuç olarak diyebiliriz ki kaderin değişip değişmeyeceği hususu, neye kader dediğimize bağlıdır. Kaderin tanımı ile değişkenliği hususlarını beraberce doğru olarak gruplandırdıktan sonra, bu konuda artık zihinlerde soru işareti kalmayacaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt left 412.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Kader konusunda, kadercilik yanlışından uzak, bulanık olmayan, doğru mantığa sahip olabilmemiz dileğiyle…&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-3272852134262034143?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/3272852134262034143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2011/05/kaderin-degiskenligi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/3272852134262034143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/3272852134262034143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2011/05/kaderin-degiskenligi.html' title='KADERİN DEĞİŞKENLİĞİ'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-5595910111571133781</id><published>2011-02-11T11:21:00.001+02:00</published><updated>2011-02-11T11:25:41.782+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='her konuda ve her ortamda bir şeyleri tartışıp durmaktayız.'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÜNYANIN TEK SORUNU   &#x9;Sosyal yaşantımız içerisinde her zaman'/><title type='text'>DÜNYANIN TEK SORUNU</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 14px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Sosyal yaşantımız içerisinde her zaman, her konuda ve her ortamda bir şeyleri tartışıp durmaktayız. Hayatta o kadar çok sorun var ki doğal olarak sorunlara yönelik tartışmalarımız da tartışma grupları içerisinde en büyük oranı oluşturmaktadır. Bir kısım tartışmalarımız yayılarak medyaya, köşe yazılarına, TV-Radyo programlarına kadar uzanmakta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Sorunlara yönelik tartışmaların had safhaya ulaşan yoğunluğuna rağmen, dikkatle incelenirse çoğu tartışmada sorunun köküne ulaşılamamakta, sadece kıyısından, köşesinden geçilebilmektedir. Böyle olunca da sorunların köklü çözümüne yönelik bir düşünce ya da icraat da ortaya konamamaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-hiF9vuHQJAc/TVT_AE15u8I/AAAAAAAABX8/Tk_xFcG0NAs/s1600/g%25C3%25B6stericiler.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="140" src="http://2.bp.blogspot.com/-hiF9vuHQJAc/TVT_AE15u8I/AAAAAAAABX8/Tk_xFcG0NAs/s400/g%25C3%25B6stericiler.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Konu ne olursa olsun, sorunlara yönelik tüm tartışmalarımızda eğer sorunun köküne inebilmiş olsaydık, aslında tüm dünyada yalnız ve yalnız bir tek sorun olduğunu, tüm sorunların ortaya çıkmasına da sadece bu sorunun sebep olduğunu çok açık ve net bir şekilde görebilirdik. Bütün sorunların anası olan dünyanın bu tek sorununun ne olduğuna geçmeden önce kıssadan hisse maksatlı olarak anlatılan şu hikâyeye kulak verelim: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Çok eski yıllarda krallıkla idare edilen bir ülke varmış. Ama bu ülkede hukuk ve hâkimler de varmış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Törelere göre, bir vatandaş öldüğünde, şehir merkezindeki dev çan bir defa çalınırmış. Uzun uzun da yankılanırmış. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Eşraftan birisi ölürse çan iki defa, büyük bir devlet adamı ölürse üç defa çalınırmış. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Ya kral? O öldüğünde, çan dört defa çalınırmış. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Gel zaman git zaman... Şehirde bir olay olmuş, iş mahkemeye intikal etmiş... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Davanın sanığı olarak mahkeme huzuruna çıkarılan kişinin masumiyetini ise bütün vatandaşlar bilmekteymiş. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Bir formalite olarak görülmesi gereken ve beraat kararı beklenen davadan sürpriz bir karar çıkmış ve sanık para cezasına mahkûm olmuş... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Hâkim dava sonunda sanığa bir diyeceği olup olmadığını sormuş. Sanık ise olumsuz yanıt vermiş. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Mahkeme bitmiş, dinleyiciler dağılmış. Ancak, hepsinin kafasında derin bir kaygı oluşmuş. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Kısa bir süre sonra çanın sesi duyulmuş. Herkes birbirine bakmış; acaba kim öldü diye düşünmüşler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Çan bir kez daha çalmış. Bu durumda eşraftan kimin öldüğünü soruşturmaya başlamışlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Tüm kent çan sesi ile bir kez daha sarsılmış. Herkes büyük bir devlet adamının öldüğünü sanmış. Acaba kim diye tahmin yürütürlerken çan bir kez daha çalarak yeri, göğü inletmiş. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Kent halkı inlemiş: "Eyvah!.. Kralımız öldü!.." &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Ancak, hiç alışıldık olmayan bir şekilde çan beşinci ve son kez çalmış. Bir müddet sonra mutlak bir sessizlik kent meydanına egemen olmuş. Herkes bu beşinci çanın ne anlama geldiğini öğrenmek için çan kulesine koşmuş. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Bir de bakmışlar ki çanı, haksız yere mahkûm edilen adam çalmaktaymış. Kendisine heyecanla bu beşinci çanın ne anlama geldiğini sormuşlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;"Acaba kraldan daha önemli biri mi öldü?" demişler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;Yanıt şaşırtıcı olduğu kadar derin bir anlam da içermekteymiş: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18.0pt; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 2.7pt; margin-right: 2.7pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 32.7pt; vertical-align: baseline;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="border-bottom-color: windowtext; border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1pt; border-left-color: windowtext; border-left-style: none; border-left-width: 1pt; border-right-color: windowtext; border-right-style: none; border-right-width: 1pt; border-top-color: windowtext; border-top-style: none; border-top-width: 1pt; color: black; font-size: 10pt; letter-spacing: 0.25pt; padding-bottom: 0cm; padding-left: 0cm; padding-right: 0cm; padding-top: 0cm;"&gt;"Evet! Adalet öldü!.."&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Hikâyede de vurgulandığı gibi adaletin ölmesi, gerek bir ülke, gerekse tüm dünya için devlet adamından da, devlet başkanından da, her şeyden de çok daha önemli bir sorundur. Tüm dünya için bütün sorunların anası olan tek sorundur adaletin ortadan kalkması. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Dikkatlice düşünülürse açıkça anlaşılır ki adaletin varlığı her türlü sorunu ortadan kaldırırken, adaletin yokluğu da her türlü sorunun ortaya çıkmasına sebep olur. Bunun içindir ki tüm ilahi kanunlarda her şeyden daha önce adalet emredilmiştir. Bunun içindir ki adalet mülkün, devletin, hâkimiyetin, saltanatın temeli olmuştur. Bunun içindir ki oluşan her devlet, toplum, camia, millet ve benzerleri, adaletle görevlendirilen kişi ve kuruluşlarının tamamen bağımsız kılınması fikri ve gayreti içerisinde olmuşlardır. Bunun içindir ki kul hakkını yaradan dahi affetmemektedir. Bunun içindir ki mahkeme-i kübrada en önemli konu adalet olacaktır. Hangi tip sorun olursa olsun, çözümünün adaletten geçecek olması, şüphe duyulamayacak çok açık bir gerçektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Bu aşamada adalet ile eşitlik arasındaki farkı da kısaca anımsamakta fayda vardır. Kişi bazında düşünülürse, eşitlik herkes için aynı şartların ortaya konulması iken, adalet ise kişinin hak ettiği şartlara maruz bırakılmasıdır. Basitçe bir örnek verilecek olursa kadın ve erkeğe aynı fiziksel gücü gerektirecek işlerin yaptırılması eşitliktir ancak adalet değildir. Kadına ve erkeğe kendi fiziksel güçleriyle orantılı işlerin yaptırılması ise adalettir ancak eşitlik değildir. Başka bir örnek verecek olursak bir kavgada güçsüzün yanında bulunmak eşitliği sağlamaya çalışmak olabilir; ancak adalet güçsüzün yanında güçlünün karşısında olmak değil, haklının yanında haksızın karşısında olmaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Sağlanmaya çalışılan daima adalet olmalı, eşitliğin sağlanıp sağlanmadığı dikkate alınmamalıdır. Çünkü çoğu zaman eşitliğin sağlanması, adaletin zedelenmesine sebep olmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Dünyadaki tüm sorunların çözümünün sihirli formülü olan adaletin sağlanması, çoğumuzun yaptığı gibi karşımızdaki insanı düzeltmeye çalışarak gerçekleştirilemeyecektir. Sihirli formülün gerçekleşebilmesi, aynaya bakarak kendimizi düzeltebilmemizle mümkün olabilir. Adaletin tecelli etmesi adına, herkesin kendine düşeni yapabilme gayreti içerisinde olabilmesi dileklerimizle…&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-5595910111571133781?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/5595910111571133781/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2011/02/dunyanin-tek-sorunu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/5595910111571133781'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/5595910111571133781'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2011/02/dunyanin-tek-sorunu.html' title='DÜNYANIN TEK SORUNU'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-hiF9vuHQJAc/TVT_AE15u8I/AAAAAAAABX8/Tk_xFcG0NAs/s72-c/g%25C3%25B6stericiler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-6036182733579896525</id><published>2011-01-04T14:34:00.001+02:00</published><updated>2011-01-04T14:38:00.081+02:00</updated><title type='text'>KORKUYORUM !</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; doğdum, yaşamaktan korkuyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; yaşlanmaktan korkuyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; her an kötü bir haber almaktan korkuyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; her an kötü bir olay yaşamaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; yanlış ifadeler kullanmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; düzeltilmesi zor ya da imkânsız potlar kırmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; birilerinin kalbini kırmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; çevreme zararlı olmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; suçlanmaktan, parmakla gösterilmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; herkes tarafından terk edilmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; Hakk’a layık olamamaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; halka layık ve faydalı olamamaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; bana güvenenleri hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; kötü örnek olmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; duyularımın zamanla zayıflamasından korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; azalarımı kaybetmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; kalıcı sakatlıklardan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; yapayalnız, biçare kalmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; asıl yalnızlık olan Rab’den uzak kalmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; asi olmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; ani asabiyet yaşamaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; aklımı kaybetmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; aşırı unutmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; pişman olacak işler yapmaktan ve pişman olmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; birilerinden saklanmak zorunda kalmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; geçim kaynaklarımızın kurumasından korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; aç kalmaktan, susuz kalmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; enayi yerine konmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; atılıp itilmekten, satılmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; yaralanmaktan, öldürülmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; nefsime yenik düşmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; suda boğulmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; nefessiz kalmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; Yaradan’a, kendime, aileme ve büyüklerime karşı görevlerimi ifa edememekten korkuyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; Yaradan’ın rızasını kazanamamaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; birkaç kişi bile olsa birilerinin gönlünde yer alamamaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; başarılı olamamaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; namerde muhtaç olmaktan korkuyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; depremden, selden, afetlerden korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; sevdiklerimi kaybetmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; hayal kurma yeteneğimin kaybolmasından korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; uyuyup uyanamamaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; kabus görmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; geçmiş zamanı özlemekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; bir şeylerin hayatımda bağımlılık oluşturmasından korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; acıdıklarımın konumuna, hatta daha kötü konumlara düşerek acınacak hale gelmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; Yaratıcıya olması gerektiği şekilde dua edememekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; yüksekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; ulu dağlar başında yalnız kalmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; kurda, kuşa yem olmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; zindandan, kuyudan, hücreden korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; yılandan, böcekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; geceden, karanlıktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; yarın onun gibi olacağımı bildiğim halde ölüden korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; yarın oraya gireceğimi bildiğim halde mezarlıktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; girdaptan ve çıkan sesten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; kaza, bela yaşamaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; sevdiklerimin kaza geçirmesinden korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; Hakk’a hasret kalmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; sevdiklerime hasret kalmaktan korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; sevememekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; sevip sevilmemekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; sevinememekten, üzülmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; sevindirememekten, üzmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; ölmekten korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; her an kıyametin kopmasından korkuyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Korkuyorum; korkmaktan korkuyorum!&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-6036182733579896525?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/6036182733579896525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2011/01/korkuyorum.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/6036182733579896525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/6036182733579896525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2011/01/korkuyorum.html' title='KORKUYORUM !'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-1726974482641342570</id><published>2010-10-27T12:44:00.003+02:00</published><updated>2011-01-03T17:17:48.919+02:00</updated><title type='text'>EDEB YÂ HÛ!</title><content type='html'>&lt;div class="Section1"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Güzel ahlak, saygı, terbiye, hayâ, nezaket ya da daha geniş tarifiyle ruhun dine riayet eder yönde olması anlamlarına gelen Edeb, İslam’ın ve İslam Peygamberinin gönderilme gayesini teşkil eder. Resulullah (SAV) bir hadisinde “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Section2"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/TMgBz2uI40I/AAAAAAAABXU/X-mM_f_d-I8/s1600/Edeb+Ya+Hu.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/TMgBz2uI40I/AAAAAAAABXU/X-mM_f_d-I8/s1600/Edeb+Ya+Hu.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir hadislerinde “Beni Rabbim edeblendirdi, ne güzel terbiye etti” buyuran Peygamber Efendimiz (SAV), müeddibinin Allah (CC) olması sebebiyle edebin zirve noktasındadır. Bu durum Yüce Allah (CC) tarafından Kur’an-ı Kerim’de de &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;“Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. (Ahzab–21)”&lt;/b&gt; şeklinde ifade edilmektedir. Hz. Aişe (RA) validemize “Resulullah (SAV)’in ahlakı nasıldı” diye sorulduğunda “Siz Kur’an okumuyor musunuz, O’nun ahlakı Kur’an’dı” buyurmuşlardır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&lt;br clear="all" style="mso-break-type: section-break; page-break-before: always;" /&gt; &lt;/span&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yüce İslam’ın ilk emri ilim öğrenmek olmasına rağmen, gönderilmesindeki gayenin “Ahlakı tamamlamak” olması, edebi ilimden önce gerekli kılar. Bu husus Yunus Emre’nin, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “İlim meclislerinde aradım, kıldım talep, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İlim geride kaldı, illa edeb, illa edeb.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;dizelerinden açıkça anlaşılmaktadır. Yani edeb, ilimden de önce, manevi olgunluğun ilk şartını oluşturmaktadır. Yirmi sene boyunca İmam Malik Hazretleri’nin yanında bulunan Abdurrahman bin Kasım’ın, “Bu sürenin 18 senesini edeb, iki senesini de ilim öğrenmekle geçirdim; keşke hepsini Edeb öğrenmekle geçirseydim” sözleri çok düşündürücüdür.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&amp;nbsp;Anonim bir beyitte ise,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “Edeb; ehl-i ilimden hâli olmaz, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Edebsiz ilim okuyan, âlim olmaz.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;buyrulmakla, ilim inşası için edeb zeminine ihtiyaç bulunduğu anlaşılır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hadis-i Şerif’te “Hiç bir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermiş olamaz” buyrulması ve yine başka bir hadiste “Utanmadıktan sonra dilediğini yap” buyruluyor olması maddi-manevi tüm değerler içerisinde en değerli olan ve her şeyden önce gelenin, ahlak yani edeb olduğunu gösterir.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Tâbiînden Abdülmelik b. Ebû Süleyman (R.A.), bir gün meclisinde bulunanlara “Hiçbir güç sahibinin zorla elinizden alamayacağı şeyi kazanmaya çalışınız” demiş, “O nedir?” diye sorduklarında ise “Edep” cevabını vermişlerdir.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Edeb adeta ruhun örtüsü gibidir. Bir anonim beyitte, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “Edebtir kişinin daim libası, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Edebsiz insan üryana benzer”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;buyrulurken bir başka beyitte ise, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “Edeb bir tâc imiş nûr-î Hûda’ dan, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Giy ol tâcı, emin ol her belâdan” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;denilmekle edebin manevi koruyuculuk yönüne işaret edilmektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Edebin temel kaynağı olan Allah (CC) kelâmı Kur’an-ı Kerim, beyan ettiği esasların yanı sıra, “Düşünmez misiniz, akletmez misiniz, anlamaz mısınız?” gibi ifadelerle de onu okuyanı tefekkür âlemine sevk etmektedir. Çünkü tefekkür âlemi, edebin inceliklerini kazandırmasının yanı sıra, insanın diğer canlılardan üstün olan düşünebilme melekesini de ortaya koyar. Hadis-i Şerif’te, manevi âlemle ilgili bir saat düşünmenin 70 yıl nafile ibadetten hayırlı olduğunun bildiriliyor olması, düşünmenin ne kadar kıymetli olduğunu gösterir. Düşünmenin kıymetli olması, düşünenin de kıymetli olmasını sağlar. Bu itibarla tefekkür âleminde önemli derecelere ulaşmış olan Hz. Mevlâna gibi mânevi fikir adamlarına da “Düşünür” ünvanı verilmiş ve bu değerli şahsiyetler toplumların manevi önderleri olarak kabul ve değer görmüşlerdir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bilhassa geçmişteki insanlar, ince düşünceleri sonucunda çok edebli söz ve davranışlar ortaya koyabilmişlerdir. Küfürlü ifadeler yerine dua ya da teselli içeren ifadeler kullanmak, kapıdan çıkarken arkasını dönmeyip geri geri çıkmak, gezerken yere yumuşak basıp ses çıkarmamaya çalışmak, söz kesmemek, sofrada önünden yemek, fısıltıyla ya da gizli konuşmalar yapmamak, büyük gelince ayağa kalkmak, misafire büyük hürmet göstermek, yiyeceğin kalitelisini ikram edip geri kalanla yetinmek, kimsenin karşısında yüz asmamak, kaba konuşmamak, yaradılanı yaradandan ötürü hoş görmek, kimseyi küçümsememek, kalp kırmamak, kapıdan yolcu edilen uzaklaşmadan kapıyı kapatmamak, kapı ve pencereleri çarpmadan yavaş ve saygılı bir şekilde kapatmak, çıkarılan elbise ve ayakkabıları düzenli bırakmak, konuşulan şahsın yüzüne bakmak, şahsî üzüntü ve sıkıntıları başkalarına yansıtmamak, başkalarının sahip olamadığı iyi durum ve nesnelerden onların yanında bahsetmemek, bir camia içerisinde daha huzurlu mekânları diğer kişilere tahsis etmek, hayvanlara şefkat ve merhamet ile davranmak, her türlü nesne ve gereçlere nazik davranmak, bitki ve çiçeklere canlılarmış gibi sevgi ve özenle davranmak, insanları üzecek şakalardan kaçınmak, yan yana geçilemeyecek yerlerde geçiş önceliğini yanındakine bırakmak, şahsen sahip olunan her türlü iyi imkân ve şartları en az bu ölçüde olmak üzere misafirlere de sağlamak gibi davranışlar bunlardan yalnızca bazılarıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ancak tüm bu ve benzeri edebli davranışlardan da önde ve üstte olan bir düşünce ve davranış vardır ki bu davranış edebin zirvesini teşkil eder. İşte bu düşünce ve davranış, Yüceler Yücesi, Sultanlar Sultanı, kâinatın tek sahibi ve hâkimi, ezelden ebede bâki kalacak tek varlık, hiçbir şeye benzemeyen ve muhtaç olmayan, her şeyi görüp duyan ve bilen, her şeye gücü yeten ve her an bir şeyler yaratmaya devam eden Yüce Allah’ın, her ama her an huzurunda bulunulmakta olduğunun bilincinde olarak tüm söz, düşünce ve davranışları buna göre gerçekleştirmektir. Diğer bir deyişle Yüce Allah (CC)’ı görürcesine ve mümkün olduğunca O’na layık hareket etmek, O’nun görmekte ve izlemekte olduğunu hiçbir zaman unutmamaktır. Edebin bu zirve noktası, “Allah(CC)’ın huzurunda edeb gerekir” anlamında “Edeb Yâ Hû” tabiriyle günümüze kadar ifade edile gelmiştir. Allah (CC)’ın mevcut durumu görmekte olduğu hatırlatılarak insanların edebe yönelmesini sağlamak maksadıyla “Edeb Yâ Hû” ifadesi çoğu yerde yazılı olarak da bulundurulmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Büyük düşünür Hz. Mevlana, “Güzellik Mevlâ’nın lûtfudur, nurunun yansımasıdır; edeb ise kişinin gönül aynasıdır” der. Bu tarif gösterir ki, bir kişinin edebinin seviyesi, Yüce Allah (CC)’ın o kişi üzerindeki tecelliyatının derecesini gösterir. Resûlullah (SAV)’den sonra Evliyaullah’da görülen yüksek tecelliyat dereceleri, bu velilerden bir kısmını, Hallac-ı Mansur’da olduğu gibi “En-el Hakk (Ben Allah’ım)” diyebilecek derecede manevi sarhoşluğa sürükleyebilmiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gönül aynalarımızın daima parlak olması ve Yüce Kur’an’ın doğrultusunda, Resûlullah (SAV)’in edebiyle edeblenebilmemiz temennilerimle…&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-1726974482641342570?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/1726974482641342570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2010/10/edeb-ya-hu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/1726974482641342570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/1726974482641342570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2010/10/edeb-ya-hu.html' title='EDEB YÂ HÛ!'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/TMgBz2uI40I/AAAAAAAABXU/X-mM_f_d-I8/s72-c/Edeb+Ya+Hu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-1574864436321860956</id><published>2010-10-05T14:20:00.000+02:00</published><updated>2010-10-05T14:20:37.525+02:00</updated><title type='text'>GÜNEŞ VE RÜZGÂR</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/TKsXeHpQ40I/AAAAAAAABWw/CxTMeOOcy5o/s1600/G%C3%BCne%C5%9F+Enerjisi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/TKsXeHpQ40I/AAAAAAAABWw/CxTMeOOcy5o/s400/G%C3%BCne%C5%9F+Enerjisi.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Einstein tarafından ortaya konan E=mc&lt;sup&gt;2&lt;/sup&gt; formülü, kâinatta hayal dahi edilemeyecek büyüklükte bir enerjinin mevcut olduğunu gözler önüne sermektedir. Ancak teknolojik gelişmişliğiyle övünedurduğumuz çağımızda dahi bu enerjinin son derece az bir kısmını kullanabilmekteyiz. Hemen her konuda olduğu gibi enerji konusunda da taleplerin sınırsız, kullanılabilen kaynakların ise sınırlı olması, bizleri bu kaynakları verimli kullanmaya ya da diğer bir deyişle daha az kaynak ve enerjiyle daha çok iş yapabilmeye sevk etmektedir. Zaten tüm mühendislik alanlarının temelinde de bu mantık mevcuttur. Yani mühendislik sadece yeni teknolojik imkânlar tasarlamak değil, daha az enerjiyle daha fazla iş yapabilen ve enerjinin tümünü faydalanılacak işe dönüştürerek mümkün olan en yüksek verimle çalışabilen tasarımlar ortaya koyabilmektir. Daha az enerjiyle daha çok iş başarmaya çalışan tüm teknolojik ilimlerin ortak bir amacı da hiç şüphesiz, mevcut olmasına rağmen kullanılamayan enerji kaynaklarını kullanılabilir hale getirmektir ya da böyle olmalıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kâinatta mevcut olan enerjinin neredeyse tamamına yakın bir kısmının kullanılamıyor olmasının elbette ki çok geçerli sebepleri vardır. Bu sebeplerden bir kısmı; gök cisimlerinden dünyaya henüz enerji aktarılamaması, dünyadaki su kaynaklarının hızla azalması ve bu sebeple suyun daha çok hayatın idamesi için kullanılır hale gelmiş olması, yer altı kaynaklarını araştırma ve bu kaynaklara ulaşma imkânlarının hâlâ daha çok kısıtlı olması şeklinde sayılabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Belirtilen bu engelleri aşabilmek tabi ki kolay değildir. Ancak kâinatta iki enerji çeşidi vardır ki bu enerji kaynaklarına ulaşabilmenin hiç ama hiçbir engeli yoktur. Hatta kâinatın kuruluşundan beri bu enerjiler insanların saçlarını okşamakta, gözlerinin nuru olmaktadır. Fakat maalesef teknoloji çağı diye de anılan günümüzde dahi bu güzide enerji kaynaklarına, yani Rüzgâr ve Güneş enerjisi kaynaklarına yeterince özen gösterilmemektedir. Söz konusu enerjiler, her gün tüm kâinata yayılmalarına ve bu kaynaklardan faydalanabilmenin teknik yöntemleri biliniyor olmasına rağmen, bu büyük enerjiler, yeterince değerlendirilememeleri sebebiyle, heba olup, zayi olup gitmekteler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Rüzgâr enerjisi ve güneş ya da daha doğru bir ifadeyle ışık enerjisi kaynaklarına ulaşmanın, bir gayret gerektirmemesinin yanı sıra bu enerji kaynaklarının hiçbir atık madde sorunu ve çevreye zararlı etkisi de bulunmamaktadır. Işık ve rüzgâr enerjilerinin kullanılabilir hale gelmesi için gerekli olan tesislerin, zaman içerisinde tabiat şartları sebebiyle maruz kaldıkları yıpranmaların haricinde bir bakım gereksinimleri de kısa vadede neredeyse yok gibidir. Kurulacak uygun düzeneklerle bu iki enerji kaynağı beraberce de depolanabilmekte, böylelikle birbirlerini destekler tarzda çok daha tasarruflu ve verimli sonuçlar oluşturulabilmektedir. Rüzgâr ve ışık enerjilerinin, kurulan düzeneklerle ilk etapta elektrik enerjisine dönüştürülebilmesi, daha sonra gerekecek olan enerji dönüşümü işlemlerini daha da kolaylaştırmaktadır. Yakın zamana kadar, ancak hesap makinesi, oyuncak gibi cihazların enerjilerini karşılayabilen ışık enerjisi düzenekleri, son zamanlarda hayli geliştirilmiş ve artık geniş çaplı olarak tesis edilmeleri şartıyla yerleşim bölgelerinin enerji ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilir hale gelebilmiştir. Yeryüzündeki dağ ve tepe gibi coğrafi yer şekillerinin özellikle yüksek kesimlerine kurulması gereken rüzgâr ve ışık enerjisi tesislerinin kurulması aşamasında bu yüksek arazı bölgelerinin genellikle sahipsiz boş arazilerden ibaret olması, arazi mülkiyeti gibi sorunların yaşanma ihtimalini de ortadan kaldırır. Bunun yanı sıra bu iki enerji kaynağının kullanılabilmesi aşamasında kurulması gereken tesislerin verimli çalışmaları için benzer coğrafi bölgelere kurulmayı gerektiriyor olmaları, bu enerjilerin birlikte depolanmaları aşamasında çok önemli bir avantajdır. Işık ve rüzgâr enerjisi kullanımı için daha başka avantajlar da sayılabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bunca avantaj sunan bu iki enerjinin kullanımını yaygınlaştırmak, teknik insanlar için bir araştırma-geliştirme görevi teşkil etmesinin yanı sıra, devletler için de bir enerji politikası konusu oluşturmalıdır. Güneş ve rüzgâr enerjisi tekniği üzerine yapılmakta olan araştırma ve geliştirme çalışmalarının yanı sıra, tüm teknolojik araştırma, geliştirme ve benzeri çalışmalar, izlenecek devlet politikaları ile gerek maddi, gerek manevi açıdan, mutlaka olması gereken ölçüde desteklenmelidir. Kitlesel büyük çaplı enerji ihtiyaçları içinse, bölgesel güneş ve rüzgâr enerjisi santralleri, devlet aracılığıyla kurulmalı ya da kurdurulmalıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 35.4pt 70.8pt 106.2pt 141.6pt 177.0pt center 222.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Enerji dolu güzel günler dileğiyle… &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-1574864436321860956?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/1574864436321860956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2010/10/gunes-ve-ruzgar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/1574864436321860956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/1574864436321860956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2010/10/gunes-ve-ruzgar.html' title='GÜNEŞ VE RÜZGÂR'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/TKsXeHpQ40I/AAAAAAAABWw/CxTMeOOcy5o/s72-c/G%C3%BCne%C5%9F+Enerjisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-6085410940830553508</id><published>2010-05-26T10:22:00.004+03:00</published><updated>2010-05-26T10:28:29.220+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tutarsa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eğitim'/><title type='text'>YA TUTARSA EĞİTİMİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/S_zM_4xO3RI/AAAAAAAABWM/rwlyspbdkl4/s1600/e%C4%9Ft.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="198" src="http://4.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/S_zM_4xO3RI/AAAAAAAABWM/rwlyspbdkl4/s200/e%C4%9Ft.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Bir Japon’dan, Japonlarla Türkleri kıyaslaması istenir. Çok kısaca şöyle kıyaslar: “Japon önce düşünür sonra koşar, Türk ise önce koşar sonra düşünür.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Gerçekten hemen her işimiz deneme-yanılma yöntemiyle yürümekte. &amp;nbsp;Etüt, plan, proje gibi faaliyetler bizim için adeta önemsiz şeyler. Böyle olması ferdi konularda çok önemli gözükmüyor belki. Ancak devletin sistem ve organlarının işleyişinde de deneme-yanılma yönteminin kullanılması, nesillerin felç olmasına sebep oluyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Özellikle de her şeyin başında yer alan Eğitim Sistemimizin, ilmi araştırmaları adeta ayaklar altına alarak deneme-yanılma yoluyla yürütülüyor olması, bireylerin tüm kapasitelerini daha çocukluk çağında yerlere seriyor. Milli Eğitimin araştırmadan, incelemeden, düşünmeden, planlamadan ve istatistik yapmadan her yıl enteresan sürprizlerle öğrencilerin karşısına çıkıyor olması, öğrenciler için hangi okuldan nasıl mezun oldukları hususunu önemsiz hale getirmekte, bunun yerine hangi dönemde ve eğitim sisteminin hangi denemesi esnasında öğrenci oldukları önem arz eder olmaktadır. Artık öğrenci kitleleri; şanslı dönem öğrencileri, katsayı mağdurları, iki sınavlı sistem öğrencileri, sınavsız sistem öğrencileri, okul kısıtlamalı öğrenciler gibi tabirlerle anılır olmuşlardır. Dersanelerin dahi önem verip benimseyerek uygulamaya devam ettikleri rekabet ve ödül sistemi, okullar arasında bir türlü uygulanamamakta, daha da öte uygulanması amaçlanmamaktadır bile. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;İkamet ettikleri yere en yakın okula kaydedilmeye mecbur edilen İlköğretim öğrencileri, başarı durumları hiç dikkate alınmadan sekiz yıl boyunca aynı okula devam etmeye mahkûm edilmekte, böylelikle kaliteli okullarda eğitim görmesi gereken başarılı öğrencilerin başarıları,&amp;nbsp; daha eğitimin temeli aşamasında köreltilerek bu parlak beyinlere en büyük darbe vurulmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Eğitim sistemimizin daha pek çok yanlışları sayılabilir ki, hemen hepsi düşünmeden koşmanın ve “Ya tutarsa” misali deneme- yanılma yöntemlerinin vahim sonuçlarıdır.&amp;nbsp; Hocanın göle yoğurt çalması olayı, eğitim sistemimizde daha da ileri götürülerek artık göl suyla mayalanır olmuştur. Yıllardır, hatta on yıllardır toplanan eğitim şuraları ise, niyet neydi akıbet ne oldu misali, maalesef hiçbir zaman arzu edilen ve beklenen sonuçları ortaya koyamamaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Tüm bu olumsuzluklar karşısında söylenebilecek tek şey, eğitim sisteminde Ya Tutarsa metodunun bir an önce terk edilerek, ilmi düşünce ve araştırmalar ışığında artık verimli eğitim yöntemlerinin uygulanması gerektiğidir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;Her zaman ve her işimizde önce düşünüp sonra koşabilmemiz dileğiyle…&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-6085410940830553508?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/6085410940830553508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2010/05/ya-tutarsa-egitimi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/6085410940830553508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/6085410940830553508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2010/05/ya-tutarsa-egitimi.html' title='YA TUTARSA EĞİTİMİ'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/S_zM_4xO3RI/AAAAAAAABWM/rwlyspbdkl4/s72-c/e%C4%9Ft.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-4753016520545571912</id><published>2010-03-11T14:10:00.008+02:00</published><updated>2010-03-11T14:49:22.960+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KAVRAMI'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='GÜN'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='NAMAZ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ORTA'/><title type='text'>GÜN KAVRAMI VE ORTA NAMAZ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/S5jmxo58n9I/AAAAAAAABRI/2OK7HX6urlI/s1600-h/saat.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/S5jmxo58n9I/AAAAAAAABRI/2OK7HX6urlI/s320/saat.jpg" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir gün 24 saat midir? Günlerin süreleri eşit midir? Gün sabah mı başlar? Günün önce gündüzü mü yaşanır? Günlerin arasındaki sınır, saatin 00:00 olduğu an mı, yani gecenin 12’si midir? Günün ilk namazı sabah, son namazı yatsı namazı mıdır? Beş vakit namazın ortasındaki, İkindi namazı mıdır? Akşam namazının önce farzının kılınıyor olması, kıyametin akşam vakti kopacak olmasından dolayı mıdır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zannederim bu soruların belki de tümüne hemen hepimiz “Evet” cevabını veririz. Oysa soruların tümünün cevabı “Hayır”dır. Yani bir gün 24 saat değildir, gün süreleri eşit değildir, gün sabah başlamaz, günün önce gündüzü gelmez, günler gece 12’de değişmez ve beş vakit namazın sırası takvimlerde yazıldığı şekilde değildir. Peki bu nasıl olabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün mesele, kullanmakta olduğumuz Miladi takvim ve saat sisteminin, İslam anlayışına tamamen ters olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü İslam’ın takvim ve saat sistemi Hicri olup, hicri sistemde yıl kavramı, dünyanın uydusu olan ayın hareketlerine göre esaslandırılırken; Miladi sistemde ise esaslar güneşin durumuna göredir. Konunun tam olarak anlaşılabilmesi, Hicri ve Miladi sistemin detaylı bir şekilde izah ve kıyaslanmasıyla mümkündür. Ancak bu durumda konu fazlaca genişleyecek olduğundan, detaylara girmeden sadece başta sorulan soruların cevaplarını vermekle yetinmek daha faydalı olacaktır. Zaten asıl önemli olan da bu soruların cevaplarını vermektir. Dini kurum ve kuruluşların da bu konuyu ele alarak, önce din görevlilerine sonrasında ise tüm mü’minlere, gerekli bilgilendirmeleri yapmaları son derece faydalı olacaktır. Çünkü çoğu din görevlileri dahi, maalesef bunları bilmemektedir. Sorularımızın cevaplarına gelince: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam’a göre gün, akşam vaktinde başlayıp bir sonraki akşam vaktinde sona erer. Yani bir günün başlangıç anı, akşam namazı saatidir ve akşam namazı saatleri günler arasında sınır teşkil etmiş olurlar. Örnek olarak akşam namazı vakti 17:22 ise yaşanacak olan gün 17:22’de başlıyor demektir ve bu yaşanacak olan gün bir sonraki akşam namazı vaktine kadar devam edecektir. Bir sonraki akşam namazı vakti mesela 17:24 ise ele aldığımız bu gün, açıkça anlaşılacağı üzere 24 saatten 2 dakika daha uzun demektir. Bu da göstermektedir ki, bir günün 24 saat olması söz konusu değildir, mevsimlere göre daha uzun veya daha kısa olabilmektedir. Kısa zaman öncesine kadar kullanılmakta olan Alaturka yani Ezani saat sisteminde bu durumu anlamak çok daha kolay olmaktaydı. Ezani saatte günün sınırı olan Akşam vaktinde saatler 12’yi gösterir ve her gün, takvimde saatlerin kaç dakika ileri ya da geri alınacağı yazardı. Bu durumda her gün saatler belirtilen miktar kadar ileri veya geri alınarak akşam vaktinin sürekli 12’ye denk gelmesi sağlanmış olurdu. Hatta halen daha bazı takvimlerde Ezani saate uygun açıklamaların yer aldığını görmekteyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine açıkça anlaşılacağı gibi bir gün, bir gece ile bir gündüzün toplamı olup, önce gece sonra da gündüz yaşanmaktadır. Bir günü oluşturan gece ve gündüzler kesinlikle bölünmezler; yani miladi sistemde olduğu gibi gecenin 00:00’dan önceki kısmı önceki güne, sonraki kısmı ise sonraki güne ait olmaz. Gece tümüyle bir sonraki gündüzle bütünleşerek bir gün oluşturmuş olur. Bu aşamada, zaten cevaplanmış sayılan bir soruyu da hatırlatarak, bu sorunun bazılarının kafasını karıştırmasına engel olalım: “Yatsı namazı gece 00:00’dan sonra kılınır mı, çünkü bu saatten sonra diğer güne geçilmektedir?” diye soranlar çıkmaktadır. İslam’a göre gece 00’ın önemi olmadığını izahla bu soru da cevabını bulmuş olup, yatsı vaktinin İmsak saatine kadar devam etmekte olduğunu belirtmekte fayda vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslami yaşayışa sahip olanlar arasında, belki farkında bile olmadan, gün kavramı çoğunlukla doğru kullanılmaktadır. Mesela, Perşembe gününün akşamına Cuma akşamı denilir. Aynı şekilde bayram gibi günlerden hemen önceki geceye de bayram gecesi denilmektedir. Dikkat edilirse bu ifadeler tamamen doğru kullanılmaktadır. Perşembe günü, akşam namazı vaktinde son bulup, Cuma günü yaşanmaya başlanmıştır. Cuma gününün ise önce gecesi yaşanacağı için o geceye Cuma gecesi, sonraki gündüze ise Cuma gündüzü denilmesi son derece doğru kavramlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu izahatlar sonucunda açıkça anlaşılır ki günün ilk namazı Akşam namazıdır. Son namazı ise İkindi namazı olur. Yani bir günün namazlarının sırası Akşam, Yatsı, Sabah, Öğle, İkindi şeklindedir. Mevcut takvimlerimiz Miladi sisteme göre düzenlendiğinden bu sıralamaya uyulmadığı görülmektedir. Beş vakit namaz sırasının tam ortasında, aslında Sabah namazının yer aldığı görülmektedir. Dikkat edilirse Akşam ve Yatsı namazları birbirine yakın, Öğle ve İkindi namazları da yine birbirine yakın zamanlardadır. Sabah namazı ise bu ikili grupların arasında ve her iki gruba da uzak bir zaman noktasında yer alır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur’an-ı Kerim Bakara Suresindeki &lt;b&gt;“Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun. (Bakara–238)”&lt;/b&gt; ayet-i kerimesinde yer alan “Orta namaz” tabiri, İslam alimlerince çok farklı anlayışlarla yorumlanmış ve çoğunluk bu tabirle İkindi namazının kast edilmiş olabileceğini ifade etmişlerdir. Orta namazdan kasıt İkindidir görüşünde olanlara göre, günün temel vakitleri sabah, öğle ve akşam olduğundan, ikindi vakti arada bir yerde kalmakta, bu sebeple de namazının kılınamadan kaçırılma ihtimali fazla olmakta, bu yüzden de Yüce Allah tarafından böyle bir ikaz yapılmaktadır. Elbette ki bu konu, hiçbir zaman kesinlik arz edemeyecek ve ihtilaflı halde, yani yorum aşamasında kalacaktır. Ancak ayet-i kerimede yer alan “Orta namaz” tabiriyle kast edilmekte olan namazın Sabah namazı olabileceğini de düşünebiliriz. Çünkü; Kur’an-ı Kerim’in başka bazı ayetlerinde en çok Sabah namazının kılınması hususunda ikaz yapılmakta, uykunun en tatlı anına denk gelmesi sebebiyle en çok Sabah namazı terk edilmekte ve İslami namaz sıralamasına göre de namazların ortasında Sabah namazı yer almaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazlar hususunda çok konuşulan bir başka ihtilaflı konu da tüm namazlarda önce sünnet kılınırken, Akşam namazında önce farzın kılınıyor olması konusudur. Bu konuda var olan farklı görüşlerin en mantıklısı, akşam namazının kılınabileceği sürenin kısa olmasından dolayı önceliğin farza verilmiş olduğu fikridir. Ancak bu görüşün yanı sıra, şöyle bir düşünceye de yer verilebilir: Günün ilk anı Akşam vakti olup, bu an ile birlikte derhal Akşam namazının kılınması farz olmaktadır. En hayırlı ibadetin vaktinde kılınan namaz olması ve Akşam namazı vaktinin kısa olması sebepleriyle bu esnada başka hiçbir ibadetle meşgul olmadan, hemen Akşam namazının kılınması gerekecektir. Akşam namazına önce farz ile başlanacağından, günün ilk ibadeti de farz ibadet olacaktır. Güne farz ibadetle başlanıyor olması, ibadet kategorileri içerisinde farzların en önemli kategori olduğunun öğretilmeye çalışılması sebebiyle olabilir. Ahmed Cami Hazretlerinin Miftah-un Necat kitabında yer alan Hadis-i Şerifte, &lt;b&gt;“Ya Ali, halk nafile ile meşgul olurken, sen farzları tamamla”&lt;/b&gt; buyruluyor olması da bu fikri destekler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette ki her şeyin en doğrusunu, mutlaka ve yalnızca Yüce Allah bilir; bizler de yanlış yorum ve fikirlerden Allah’a sığınırız. Yaşadığınız her günün, bir öncekinden daha hayırlı ve daha huzurlu geçmesi dileklerimle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-4753016520545571912?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/4753016520545571912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2010/03/gun-kavrami-ve-orta-namaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/4753016520545571912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/4753016520545571912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2010/03/gun-kavrami-ve-orta-namaz.html' title='GÜN KAVRAMI VE ORTA NAMAZ'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/S5jmxo58n9I/AAAAAAAABRI/2OK7HX6urlI/s72-c/saat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-6160654003214125551</id><published>2010-01-05T10:59:00.003+02:00</published><updated>2010-01-05T15:50:46.279+02:00</updated><title type='text'>İSLAMDA KÜFÜRLÜ SÖZLERE MÜSAADE YOKTUR!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/S0L_vDA0LKI/AAAAAAAABLA/M1dhihqq8aM/s1600-h/sus.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 286px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/S0L_vDA0LKI/AAAAAAAABLA/M1dhihqq8aM/s320/sus.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423178085035158690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bilindiği gibi Küfür, İslam’da iki temel anlamda kullanılmaktadır. Bunlardan birisi, dinde inanılması zarûrî olan hükümleri ve dînin kesin hükümlerinden bir veya bir kaçını inkâr etmek, kabûl etmemektir ki, bu anlamda küfrün kesinlikle yasaklanmış olduğu malümdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küfrün yazımızın konusu olan diğer anlamı ise halk arasında “Sövmek” olarak da tabir edilen, medeni ortamda söylenmesinin hiç hoş karşılanamayacağı çok kötü, çirkin, terbiye sınırlarını aşan, argo ifadeleri sarf etmektir. Her ne maksatla olursa olsun bu tarzdaki küfürlü sözler de İslam’da kesin olarak yasaklanmış olup, karşımızdaki şahıs gayrimüslim ya da zalim bir kimse olsa dahi bu kural değişmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Andolsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe ulaşmayı dileyen ve Allah'ı çok zikredenler için, Allah'ın Resûl'ünde güzel bir örnek vardır. (Ahzab-21)” &lt;/span&gt;ayet-i kerimesiyle, Yüce Allah’ın örnek almamızı istediği Resulullah (S.A.V)’in davranışlarına ve sözlerine bakacak olursak, Allah Resulü’nün, İbnu Mes'ud (R.A)’dan rivayet edilen şu hadis-i şerifle konuyu genel anlamda özetlediğini görürüz: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Mümin ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır’ (Tirmizî, Birr, 48.)” &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Resulullah (S.A.V)’in &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“İçinizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirin. Eğer buna gücü yetmezse diliyle (değiştirsin.) Şayet buna da gücü yetmezse kalbiyle (değiştirsin.) Bu da imanın en zayıf halidir (Müslim, K. el-tmun, Bab: 78, Hadis No: 49 / Ebıı Davud, K. es-Stılah, Bab: 24S, Hadis No: K. el-Melahim, Bab: 17, Hadis No: 4340 Tirmizi, K. el-Hlen, Batı: 11, Hadis No: 2172/İbn-i Mace, K. el-Fiten, Bab: 20, Hadis No: 4013.)”&lt;/span&gt; hadisinde de bir kötülüğü düzeltebilmenin etapları izah edilirken, yine küfre yöneltecek bir yöntemin olmadığı görülür. Bir kötülük ya da zulmün ortadan kaldırılması aşamasında, zalime yanlış yapmakta olduğunun açıkça ve net bir şekilde söylenmesi doğru ve uygun bir davranış olarak görülürken, hiçbir zaman bunun küfürlü sözlerle yapılması önerilmemiştir. Zaten küfürlü sözler, sarf edilen kişiyi daha çok kızdıracak ve zulme daha fazla sevk edecek olduğundan, fayda yerine zarar getirecektir. Bu sebeple bu tür sözler bir nevi boş söz anlamına gelmiş olur ve dolayısıyla terk edilmeyi gerektirir ki, Ebu Hureyre (R.A)’ın rivayet ettiği, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Malâyânîyi terk etmek kişinin İslâmlığının güzelliğindendir. (Tirmizi, Şerh-i Tuhfe, Ebvabü-z Zühd, c:6, sh: 607)”&lt;/span&gt; hadis-i şerifi de bunu emreder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Allah'tan başka yalvarıp-yakardıklarına (taptıklarına) sövmeyin; sonra onlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah'a söverler… (Enam-108)” &lt;/span&gt;buyurarak kafirlerin tapmakta oldukları put vs. gibi varlıklara dahi küfretmeyi yasaklamaktadır. Ayet-i kerimede izah edilen bu duruma benzer bir hususu İbnu Amr İbni'l-As (R.A) şöyle nakleder: Resûlullah (S.A.V), &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Kişinin anne ve babasına sövmesi büyük günahlardandır.” &lt;/span&gt;buyurmuşlardı. Orada bulunanlar, “Hiç kişi anne ve babasına söver mi?” dediler. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Evet! Kişi, bir başkasının babasına söver, o da onun babasına söver; annesine söver, o da bunun annesine söver! (Buhârî, Edeb, 4; Müslim, İman, 146; Tirmizî, Birr, 4; Ebu Davud, Edeb, 129.)”&lt;/span&gt; buyurdular. Bu ayet ve hadisler gösterir ki, sadece mü’mine değil, kafire dahi sövmek, belirtilen bu önemli sakıncaları sebebiyle dinimizde yasaklanmıştır. Sövmek ve küfürlü sözler kullanmak, aynı zamanda insana bir eziyet sayılacağından bu noktada Resulullah (S.A.V)’in &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Kim bir zımmiye eziyet etse, şüphesiz ben onun hasmıyım (düşmanıyım). (Keşfü’l-Hafâ, 2: 2341)"&lt;/span&gt; hadisi de yine kafire sövmenin yasak olduğunu gösterir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahlâk kurallarını çiğneyerek birbirlerine hakaret eden ve küfürlü sözler kullanan iki kişinin durumunu, Hz. Ebu Hureyre (R.A)’nin naklettiği şu hadisi şerif açıkça ortaya koymaktadır: Resûlullah (S.A.V) buyurdular ki: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Sövüşen iki kişinin söyledikleri(nin vebali), mazlum olan tecavüzde bulunmadıkça başlayana aittir. (Müslim, Birr, 68; Ebu Dâvud, Edeb, 47; Tirmizî, Birr, 51.)”&lt;/span&gt;.  Sövmek konusunda, İbn-i Mes’ud (R.A)’ın rivayet ettiği &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Müslümana sövmek fasıklık, onunla savaşmak küfürdür (Buhârî, Îmân 36, Edeb 44, Fiten 8; Müslim, Îmân 116  Ayrıca bk  Tirmizî, Birr 51, Îmân 15; Nesâî, Tahrîm 27; İbni Mâce, Mukaddime, 7, 9, Fiten 4)”&lt;/span&gt; hadis-i şerifi ve Ebu Zerr (R.A)’ın rivayet ettiği &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Hiç kimse, bir başkasına fâsık veya kâfir demesin  Şayet itham altında bırakılan kişide bu sıfatlar yoksa, o söz onu söyleyene döner (Buhari Edeb 44)”&lt;/span&gt; hadis-i şerifi de konu hakkında düşündürücü hadislerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur’an-ı Kerim’de beyan edilen &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah işitendir, bilendir. (Nisa-148)”&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; ayet-i kerimesinde, “Kötü söz”den kasıt küfür, sövme gibi sözler olmayıp, zalime yaptığı kötülükleri açıkça söylemek ve eğer ruhen yapılan kötülüklere katlanılamayacak hale gelinmişse beddua etmektir. Yani mazlum pozisyonunda bulunan kimsenin en ağır sözü beddua olabilmektedir. Hatta Resulullah (S.A.V), karşısındaki kimselerin, beddua edilmeyi hak edecek pozisyonlarında dahi beddua etmemiş, tam aksine duada bulunmuştur. İslâm peygamberi, hayatında her türlü hakaret, aşağılanma, yüzüne karşı sövülme fiillerine maruz kalmasına rağmen, hiçbir şekilde peygamber ahlâkı çerçevesinden çıkmamıştır. Hz. Ebu Hureyre (R.A) şöyle anlatır: Resûlullah (S.A.V)'e, “Ey Allah'ın Resûlü! Müşriklere beddua et, onları lanetle!” denilmişti. Şu cevabı verdi: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ben rahmet olarak gönderildim, lanetleyici olarak değil! (Müslim, Birr, 87.)”&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce İslam’da, hangi durumda ve kime karşı olursa olsun, kafire ve zalime karşı dahi olsa sövmek caiz değildir. Küfürlü sözler çirkin bir hareket olup, mü'mine ve müslümana yakışmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-6160654003214125551?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/6160654003214125551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2010/01/islamda-kufurlu-sozlere-musaade-yoktur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/6160654003214125551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/6160654003214125551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2010/01/islamda-kufurlu-sozlere-musaade-yoktur.html' title='İSLAMDA KÜFÜRLÜ SÖZLERE MÜSAADE YOKTUR!'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/S0L_vDA0LKI/AAAAAAAABLA/M1dhihqq8aM/s72-c/sus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-8214920560367449952</id><published>2009-12-20T19:28:00.003+02:00</published><updated>2009-12-20T19:53:58.510+02:00</updated><title type='text'>EĞİTİMDE CEZA FAKTÖRÜ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/Sy5f8yteHhI/AAAAAAAABK0/2OgAsbtEF7g/s1600-h/3-A.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 243px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/Sy5f8yteHhI/AAAAAAAABK0/2OgAsbtEF7g/s320/3-A.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417372899782565394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih Sultan Mehmed Han’ın babası Sultan İkinci Murad, henüz çocuk yaşta olan oğlu Fatih’in yetişmesi için birçok âlim görevlendirmişti. Fakat şehzade Mehmed yaratılış icabı zeki ve celalli olduğundan, dersten kaçınıyor ve hiçbir muallim onu zabtedemiyordu. Bu sebeple olması gereken şekilde eğitilemiyordu. Sultan İkinci Murad, heybetli ve hiddetli bir muallim olan Molla Gürani’yi bu vazifeye tayin etti ve kendisine bir sopa verdi. Hocaya; oğlu emrini dinlemediği zaman hem kendisini hem de şehzadeyi sopa ile korkutmasını ve kovalamasını, hatta dövmesini emretti. Molla Gürani bir gün şehzadeye bağırınca o da hocayı babasına şikâyet etti. Babası “Olamaz öyle şey!” diye hocaya geldi. Ancak, Molla Gürani şehzadeden önce babasına çıkıştı. Sonunda Sultan Murad; “Oğlum görüyorsun ya, senin yüzünden ben de azarlandım. Okumaktan başka çare yok!” dedi. Şehzade bu hal karşısında okumaktan başka yol bulamadı. Kısa zamanda nice ilimler öğrendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin zirvesindeki şahıslar arasında cereyan etmiş olan bu ibret alınması gereken hikâyeden de anlaşılacağı gibi, eğitimin kaliteli olduğu, önem arz ettiği ve işe yaradığı geçmişimizde, veliler çocuklarını “Eti senin, kemiği benim” diyerek hocaya teslim eder; hocalar, saygınlık arz eden otoriteleri ile sokakta ve hatta evde dahi bir ekol olurlar; öğrenciler ise bu iki önemli otoritenin arasında doğru olan yolda yürümek zorunda kalırlardı. Günümüzde ise maalesef, öğrenciyi haklı olarak cezalandıran öğretmene dahi “Çocuğumun psikolojisini bozamazsın” diye çıkışan velilerle; amacı yalnızca ders saatini bir şeylerle doldurmak olan, ders saatleri dışında ise neredeyse öğrencileri ile okey oynayacak aşamaya gelmiş öğretmenlerle ve gerek aileden gerekse okuldan haddinden fazla müsamaha görmesi sebebiyle tembel ve umursamaz hale gelmiş öğrencilerle çok sık bir şekilde karşılaşmaktayız. Bu durum ise eğitimde kalitenin düşüşünün en önemli sebebini oluşturmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzdeki çoğu eğitim uzmanları, okul eğitim kadroları ve aileler, öğrenciye ceza verme konusuna, psikolojik sağlığı bozacağı gerekçesiyle şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Oysa bu düşünceye sahip olanlar, düşüncelerinde özellikle iki şekilde yanılgı içerisindedirler: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Birincisi şudur ki her türlü davranışın, hak ettiği karşılığı görmesi, psikolojik buhrana sürükleyen değil, tam aksine doğru davranış psikolojisine ulaştıran bir yöntemdir. Nasıl belli davranışlar ödüle layık görülür ve bunları yapanlar ödüllendirilirse, cezaya layık davranışlarda bulunanların ceza görmesi kadar doğal bir durum yoktur. Yani ödül ve ceza, çocuğun doğru ve yanlışı kavramasına en büyük yardımcı ve eğitimci olur. Ancak elbette ki burada çocuğun normal haldeki ruh sağlığının durumu, verilen görevi yerine getirme noktasında engellerinin bulunup bulunmadığı ve hepsinden de önemli olarak mevcut sonuç noktasına gelinme aşamasında çocuğun iyi niyetle hareket edip etmemiş olduğu hususlarının son derece iyi bir şekilde gözden geçirilip, ondan sonra ceza verilip verilmeyeceğine karar vermek ve bu cezanın ne olacağı hususunda da en doğru tercihi yapmak esas olacaktır. Unutulmamalıdır ki, esirgeme mantığı ile çocuğa küçük yaşta ufak tefek cezaları vermekten kaçınmak, onun büyüyünce bunlardan çok daha ağır hayat cezalarıyla karşı karşıya kalmasına sebep olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İkincisi ise konunun bilimsel boyutunun yeterince iyi idrak edilememiş olmasıdır. Daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle bir örneği ele alalım: Bize üç gün önce akşam yemeğinde ne yediğimiz sorulacak olsa pek çoğumuz bu soruya doğru cevap veremeyiz. Biraz daha eskilere gidecek olursak bu durumda böyle bir soruya cevap verebilmemiz artık imkânsız olur. Ancak bize hayatımızda başımızdan geçen tehlikeli bir an, bir kaza veya bizi çok mutlu eden ya da şaşırtan bir olayın olup olmadığı sorulacak olsa, uzun yıllar önce yaşamış olsak bile aklımıza gelen pek çok iyi kötü hatıralarımız olur. Üstelik de bu yaşadıklarımızı çoğunlukla en ince ayrıntılarına varıncaya kadar hatırlarız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın bir geçmişi hatırlayamazken, yıllarca öncesini tüm detaylarıyla hatırlayabiliyor olmamızın mantıklı bir açıklamasının olması gerekir. Bu konuda yapılan ilmi araştırmalar göstermiştir ki; beyinde bilgilerin kalıcı hafızaya geçip geçmeyeceğine “Hipokamp” adı verilen bir ünite karar vermektedir. Hipokamp, yaşananları kaydediyorsa kalıcı hafızaya geçmekte, kaydetmiyorsa çok kısa bir süre sonra silinip gitmektedir. Burada hemen hipokampın hangi durumda kayıt yapıp hangi durumda yapmadığı sorusu akla gelmektedir. İncelemeler, hipokampın da içerisinde bulunduğu “Orta Beyin” bölümünün tüm duyguların merkezi olduğunu ve hipokampın, ancak duygularda bir hareketlenme olması halinde kayda geçmekte ve yaşananları kalıcı hafızaya almakta olduğunu ortaya koymuştur. Kişinin duygularında hiç etkilenme olmamışsa, hipokamp kayıt yapmaya gerek duymamakta ve yaşanan ya da öğrenilenler kısa bir süre sonra silinip gitmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sebepledir ki öğretmenin ders anlatması esnasında öğrencilere bolca soru sorması ya da görüşlerini alıp derse katılımlarını sağlaması, öğrenciler üzerinde bir heyecan oluşturduğundan, bu duygu hareketlenmesi sonucunda öğrenciler, bilhassa derse katıldıkları o bölümü çok daha iyi bir şekilde hafızalarında tutarlar. İşte yerine ve ölçüsüne göre ceza vermenin gerekliliği de, cezanın endişe ve heyecan duygusu oluşturarak kalıcı hafızayı sağlıyor olması bilimsel gerçeğine dayanmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu eğitim uzmanları ve öğretmenler, cezayla korkutmak yerine ödülle teşvik etmeyi tercih etmek gerektiğini düşünseler de ödül ve ceza kesinlikle aynı sonuca ulaştıracak ve birbiri yerine kullanılabilecek uygulamalar değildir. Ödül teşvik, ceza ise yaptırımdır. Ödül, ödevlerinde normalin üstünde başarı göstermiş olana, normal haldeki psikolojik seviyesini daha yüksek moralli seviyeye ulaştırmak ve aynı yolda devamını sağlanmak amacıyla verilir. Normalin üstünde başarı gösterme arzusunda olmayan öğrenci, zaten ödülü de istemediğinden onun için en güzel ödül, ders çalışmak zorunda ve görevlerini yerine getirmek zorunda kalmamasıdır. Benzeri mantıkla, orta seviyede dahi ders gereklerini yerine getirmemiş ve normalin altında kalmış olan öğrencileri düşünelim. Eğer ceza uygulamaları kalkacak olursa, bu öğrenciler ödül de istemediklerine göre, onları ders gereklerini yapmaya teşvik edecek olan ne olabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soru üzerinde düşünülürse anlaşılır ki, ceza yerine ödülü kullanmak nadiren işe yarasa da ceza yaptırımının yerini tutması mümkün değildir. Ödül alınamaz ise mevcut psikolojik durum korunuyor olduğundan öğrenci için çok önem arz etmeyecektir. Ancak ceza hak edilirse, alınacak ceza sebebiyle öğrencinin, arkadaşları önünde rencide olma ihtimali gibi sebepler, mevcut psikolojik moral seviyesinin düşmesine sebebiyet vereceği için, öğrenciyi okul gereklerini yerine getirmeye mecbur edecektir. Bu da gösterir ki öğrenci için ceza, önemli, gerekli ve geçerli bir müeyyide teşkil etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailelerimizin daima en doğru davranışı gösterebilmesi, öğretmenlerimizin hiçbir zaman öğrenciye ceza vermek zorunda kalmaması ve öğrencilerimizin de hiçbir zaman cezayı hak edecek pozisyonlarda bulunmaması dileklerimle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-8214920560367449952?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/8214920560367449952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/12/egitimde-ceza-faktoru.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/8214920560367449952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/8214920560367449952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/12/egitimde-ceza-faktoru.html' title='EĞİTİMDE CEZA FAKTÖRÜ'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/Sy5f8yteHhI/AAAAAAAABK0/2OgAsbtEF7g/s72-c/3-A.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-225034304742313471</id><published>2009-12-01T15:34:00.003+02:00</published><updated>2009-12-01T15:45:08.457+02:00</updated><title type='text'>BİYOLOJİK VİRÜSLERE KARŞI TEKNOLOJİK ÖNLEMLER</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/SxUd2UtfsrI/AAAAAAAABJo/pL1VVim_B5M/s1600/musluk.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 220px; height: 217px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/SxUd2UtfsrI/AAAAAAAABJo/pL1VVim_B5M/s320/musluk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410263346465190578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Domuz gribi gündemde kalmaya devam ediyor. Hakkında o kadar çok şey yazılıp söylendi ki artık yeter diyecek hale geldik. Ancak dikkat edilirse tüm söylenenler, konunun sadece tıbbi yönden ele alındığını göstermekte. Hassas temizlik, aşı ve vücut direncini artırıcı gıdalar önerilmekte. Oysa bunların haricinde başka etkin önlemler almak da mümkün. Bunlardan bir tanesi de basit teknolojik önlemler. Üstelik sadece griplere karşı ve belirli bir süre için değil, tüm biyolojik virüslere karşı ve her zaman geçerli olan önlemler bunlar. Ne olduklarına değinmeden önce neden ihtiyaç duyulmakta olduğunu anlamaya çalışalım: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Virüs taşıyan bir şahıs düşünelim. Toplu olarak bulunulan bir yere girerken kapı koluna virüsü bulaştırıyor. Yine topluca bulunulan yerde lavabo, tuvalet vs. kullanırken kapı kolu, elektrik anahtarı ve musluk kafalarına aynı şekilde virüs bulaşmış oluyor. Tabi sonrası malum, aynı yerleri kullanan diğer şahıslar da aynı virüsün hışmına uğramış ve artık hasta unvanını almış oluyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Oysa günümüzde akıllı evlerin dahi inşa edilebilmesi mümkün iken akıllı evler yanında maliyeti sıfır denebilecek olan birkaç teknolojik önlemle her çeşit hastalık virüsünün yayılmasına çok büyük oranda engel olunabilir. Tek yapılması gereken topluca bulunulan yerlerdeki, dezenfektasyonun önem arz ettiği tesislerde sensörlü kapı, musluk ve lamba gibi tesisleri kurmak ve kullanmak. Böylelikle mesela lavaboda el yıkayacak olan kişinin musluğu açıp-kapama, lambayı yakıp-söndürme, kapıyı açıp-kapama gibi eylemleri gerçekleştirmesine gerek olmayacağından bu gibi ortamlarda temiz kimseye virüs bulaşma ihtimali de doğal olarak yok denecek kadar azalmış olacaktır. Ayrıca bu uygulamalarla, suların boşa akmasına ve lambaların gereksiz yanmasına engel olunduğu da dikkate alınırsa, bu tesislerde %50’lere varabilen enerji tasarrufu, konunun son derece olumlu seyreden ekonomik boyutunu oluşturacaktır.  Böylelikle söz konusu tesisleri kurmak için yapılan harcama, tesisin sağladığı tasarruf ile amorti edilecek ve sonrasında tasarruf boyutu öne geçecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Tüm bu faydaları dikkate alındığında, söz konusu tesislerin resmi ve özel tüm kurum ve kuruluşlarda kurulup kullanılmasının, çıkarılacak kanunla mecburi hale getirilmesi gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sağlıklı ve huzur dolu günler dileğiyle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-225034304742313471?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/225034304742313471/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/12/biyolojik-viruslere-karsi-teknolojik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/225034304742313471'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/225034304742313471'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/12/biyolojik-viruslere-karsi-teknolojik.html' title='BİYOLOJİK VİRÜSLERE KARŞI TEKNOLOJİK ÖNLEMLER'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/SxUd2UtfsrI/AAAAAAAABJo/pL1VVim_B5M/s72-c/musluk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-7466361736325934584</id><published>2009-11-20T16:28:00.004+02:00</published><updated>2009-11-20T16:35:58.999+02:00</updated><title type='text'>HATIRLANMASI GEREKEN BAZI İSLAMİ ESASLAR</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/Swaol-PqdCI/AAAAAAAABIM/WFwJRt0yhaI/s1600/kuran.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 137px; height: 98px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/Swaol-PqdCI/AAAAAAAABIM/WFwJRt0yhaI/s320/kuran.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5406193773022180386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kur’an-ı Kerim Hucurat Suresi’nde “Mü'minlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever. Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat-9,10)” buyrulmaktadır. Kardeş oldukları ifade edilen mü’minlerin tanımına bakacak olursak Mü’minler Kur’an’da “Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (Enfal-2)” şeklinde tarif edilirken Hadis-i Şerif’te ise "Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden esen olduğu kişidir." (Buharî, iman, 4; Müslim, iman, 64)” ifadesiyle tanımlanmaktadır. Mü’minin özelliklerini ifade eden daha pek çok ayet ve hadisler de vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İslam’da Mü’min bu şekilde tarif edilirken, kararlarını İslam’ın ana kaynağı olan Kur’an’a göre vermeyenlerin durumu ise Maide Suresi’nin 44, 45, 47. ayetlerinde kafir, zalim ve fasık ünvanlarıyla nitelendirilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İslam’da insan öldürmek pek çok ayet ve hadisle haram kılınmış ve haksız yere adam öldürenlere ebedi cehennem cezası reva görülmüştür. İslam’ın müsaade etmediği şekilde adam öldürmek de dahil olmak üzere kula kul tarafından yapılan her türlü haksızlık, “Kul Hakkı” olarak nitelendirilmiş ve Yüce Allah kul hakkını, hakkı çiğnenen kul affetmedikçe kendisinin asla affetmeyeceğini bildirmiştir. Bu durum Yüce Allah’ın sonsuz adaletinin de bir ispatı niteliğindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İslam’da insanlara iyilik yapmak pek çok ayet ve hadislerle emredilirken, iyilikler de dahil olmak üzere yapılan her türlü sosyal faaliyetlerde her şeyden önce adaletin gözetilmesi gerektiği de bildirilmektedir. “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor (Nahl-90)” ayet-i kerimesinde önce adaletin emrediliyor olması kesinlikle rastgele değildir. Bununla beraber Kur’an’ın hiçbir ifadesi ve dizaynı da asla ve asla rastgele olmayıp pek çok anlamlar içerir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İslam’a göre sosyal yaşantı içerisinde, müspet yani İslam’a uygun olan bir sosyal yaşantı noktasından yine müspet olan bir başka sosyal yaşantıya geçiş yaparken, bu geçiş esnasında müspet olmayan bir yol izlemek de yasaklanmıştır. Örnek vermek gerekirse maddi durumu kötü olan bir mü’min durumum düzelene kadar faiz kullanayım, sonra vazgeçerim mantığı ile hareket edemez. Eğer böyle faaliyetlere müsaade edilmiş olsaydı, maddi sıkıntıları sebebiyle evlenemeyenlere, durumları düzelene kadar sabır göstermeleri, “Evlenme imkanını bulamayanlar ise; Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar (Nur-33)” ayet-i kerimesi ile emredilmiş olmazdı. Yine benzeri örnekle, ortam düzelene kadar bir başka kula karşı işlenmiş olan kul hakkını ben affedeyim gibisinden bir mantık da asla Yüce İslam’la bağdaşmaz. İslam’da izlenen tüm yollar ve bu yolların her bir aşaması İslam’a uygun olmak zorundadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Savaş İslam’ın bir emri olup kime karşı yapılacağı “Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez (Bakara-190)” ayetinde belirtilmektedir. Hadis-i Şerif’te ise “Fetihten sonra (Mekke’nin fethinden) artık hicret yoktur; ancak cihad ve niyet vardır (Buhârî, Cihâd, 27; Müslim, İmâre, 85; Ebû Dâvûd, Cihâd, 2)” buyrulmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yine İslam’ın genişçe üzerinde durduğu hususlardan birisi de “Affetmek” konusudur ki Yüce Allah kendisinin, merhametlilerin en merhametlisi olduğunu bildirirken, halife olarak yarattığı insanın da kendisine karşı yapılmış olan haksızlıkları gönlü razı olabildiği ölçüde affetmesini tavsiye etmiş yalnız bu konuda emredici davranmamıştır. Ancak affetmek konusunda dikkat edilmesi gereken ince bir husus vardır ki af olayı bir özür sonucunda gerçekleşebilir. Yani Yüce Allah, kendisine karşı suç işleyeni ancak tevbesi karşılığında affederken insan da benzer şekilde kendisinden özür dileyeni affeder. Kısacası İslam’da af, suçunu kabul eden ve özür dileyen için geçerlidir. Suçunu kabul etmeyen ve özür dilemeyen kimse halen “Zalim” konumunda olup zalimin affı hem mantıksız, hem de İslam’a aykırı olmakla beraber zulmü desteklemek anlamına da gelir. Suçlarını kabul etmiş olmalarına rağmen özür dilemeyen Şeytan, Firavun gibi azılı kafirler asla affedilmemiş ve en büyük cezalara çarptırılmışlardır. Hadis-i Şerif’te “İçinizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirin. Eğer buna gücü yetmezse diliyle (değiştirsin.) Şayet buna da gücü yetmezse kalbiyle (değiştirsin.) Bu da imanın en zayıf halidir (Müslim, K. el-tmun, Bab: 78, Hadis No: 49 / Ebıı Davud, K. es-Stılah, Bab: 24S, Hadis No: K. el-Melahim, Bab: 17, Hadis No: 4340 Tirmizi, K. el-Hlen, Batı: 11, Hadis No: 2172/İbn-i Mace, K. el-Fiten, Bab: 20, Hadis No: 4013.)” buyrularak suç ve zulümlerin engellenme şeklinden bahsedilirken, kul hakkının mevcut olması gibi sebeplerle bu aşamada af konusuna değinilmemiştir. Burada af hususu ancak zulmün ortadan kaldırılması sonrasında zalimin özür dilemesi ve helallik almasıyla gerçekleşebilecektir.                  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yüce Allah İslam’ı en iyi şekilde idrak ve ifayı cümlemize nasip eylesin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-7466361736325934584?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/7466361736325934584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/11/hatirlanmasi-gereken-bazi-islami.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/7466361736325934584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/7466361736325934584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/11/hatirlanmasi-gereken-bazi-islami.html' title='HATIRLANMASI GEREKEN BAZI İSLAMİ ESASLAR'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ArHMawtOF90/Swaol-PqdCI/AAAAAAAABIM/WFwJRt0yhaI/s72-c/kuran.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-3076655999614212663</id><published>2009-06-18T16:18:00.001+03:00</published><updated>2009-06-18T16:20:34.967+03:00</updated><title type='text'>BİR ADIM GERİYE MARŞ</title><content type='html'>Yıl 1996, aylardan Mart. Yedek Subay olarak yapacak olduğum askerliğimin dört aylık öğrencilik dönemini tamamlamış  ve dağıtım iznimi de kullanmıştım. Yedek subaylığa fiilen başlayacağım yer olan Şırnak Silopi’ye gitmek için memleketten yola çıkmak üzereydim ki memleketimiz dışında ikamet eden ve izin kullanmak için memlekette bulunan yakın akrabamızdan bir büyüğümüzle karşılaşmış ve kendisiyle askerlik üzerine kısa bir muhabbette bulunmuştuk. Muhabbetin bir yerinde “Usta birliğinde belki Çavuş da olabilirsin” ifadesini kullanmıştı. Belli ki uzakta bulunması, hakkımızda yeterli bilgiye sahip olamamasına sebep olmuştu. Ancak çok değerli kişiliğe ve nezakete sahip olması sebebiyle ifadesi üzerine bir düzeltme yapmayı uygun bulmamış ve “Nasip, kısmet” diyerek geçiştirmiştim. Söz konusu büyüğümüz bir süre sonra yanlış ifadesinin farkına varmış geride bıraktığım aileme hadiseyi anlatarak bir noktada aslında hiç de incinmemiş olan gönlümü almaya çalışmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Tabi bundan sonra bu tür hatıralar yaşanmayacak, yaşansa bile büyüğümüzün kullandığı buna benzer ifadeler artık yanlış ve isabetsiz olmayacak, tam tersine tam isabet sağlanmış olacak. Çünkü Yüksek Adalet (!) gereği askerlik “Tek Tip” modeline dönüşüyor. Yedek subaylık ve kısa dönemler hayal oluyor. Daha kestirme bir ifadeyle ilmî değerlere bir darbe daha vuruluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ülkemizde bugüne kadar ilme zaten hiçbir değer verilmiyordu. Tahsil süresi çok uzun olan eğitim sistemimizde, son yıllarda, hangi mantıkla yapıldığı dahi anlaşılmayacak şekilde bu süre daha da uzatıldı. Fertler en değerli ve verimli olması gereken yıllarını öğrencilikle geçirmekteler. Kısa yoldan hayata atılanlar genç yaşta iş-güç, mal-mülk, ev-bark, çoluk-çocuk sahibi olurlarken, tahsil yolunu tercih edenler hayatlarının en güzel zamanlarını bu yolda harcamakta, eğitim süreleri boyunca sürekli tüketici konumunda bulunmakta, bu süre boyunca sosyal bir düzen kuramamakta, iş garantilerinin sıfır olmasının büyük stresini yaşamaktadırlar. Kısa yoldan hayata atılanlar ekmeklerini taştan çıkarırlarken, tahsil yapanlar ise ilmin manevi itibarı sebebiyle her karşılaştıkları işi yapamamaktadırlar. Bin bir zahmetle buldukları işte ise büyük çaplı sorumlulukları üstlenirlerken düşük kazançlara layık görülmekte ve böylelikle zaten yok denecek kadar düşük olan saygınlıkları daha da zedelenmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş dünyalarında çoğu zaman kariyersiz insanların güdümüne girmek zorunda kalan söz konusu mühendisler, doktorlar, öğretmenler ve benzeri nice lisans düzeyi meslek adamları, bundan sonra artık vatanî görevleri esnasında da belki de eğitilmişlikten son derece yoksun kalmış kişilerin güdümüne girecekler ve bu uygulama “Tek Tip Askerlik Adaleti (!)” sebebiyle gerçekleştirilmiş olacak. Bugüne kadar eğitimi sevdirme ve eğitime yönlendirme amaçlarıyla uyguladığımız yöntemlerimizden birisi olan, erkek çocuklarımıza eğitimlerinin sonunda yaşayacakları askerlik uygumla farklılıklarını ifade etme çabalarımız da artık geçersiz bir yöntem haline gelmiş olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hazin olan şu ki, hem maddi, hem manevi anlamda, gelişmişliğin temel şartı olan ilmî değerlerin, maalesef ayaklar altına alındığı ülkemizde, eğitimin gerçek değerini kavrayabilmiş olan gelişmiş dünya ülkelerini taklit etmekten ve böylelikle onların kölesiymiş gibi yaşamaktan başka çaremiz kalmamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-3076655999614212663?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/3076655999614212663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/06/bir-adim-geriye-mars.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/3076655999614212663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/3076655999614212663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/06/bir-adim-geriye-mars.html' title='BİR ADIM GERİYE MARŞ'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-3720214484745364242</id><published>2009-03-26T11:22:00.000+02:00</published><updated>2009-03-26T11:24:07.665+02:00</updated><title type='text'>GÖNÜL GÖZÜMÜZ VE GÖNÜL KAPILARIMIZ</title><content type='html'>Doğuştan görme özürlü olan adam zifiri karanlık bir gece yarısında, özründen dolayı kazanmış olduğu ezbere yol bulabilme yeteneğini kullanarak yürümeye devam ediyordu. Görme derecesi sıfır olduğu halde elinde yanmakta olan bir fener taşımaktaydı. Karşıdan gelmekte olan şahıs ile yüz yüze geldiklerinde, kendisini tanıyan bu şahıs, “Bre kör, sen zaten görmüyorsun ki, o fener ne işine yarayacak” demekten kendini alamamıştı. Bu ifade üzerine görme özürlü adamın cevabı düşündürücüydü: “”Feneri kendim için değil, senin gibiler için taşıyorum ki ben onları görmezsem de onlar beni görsün ve böylelikle çarpışmamış olalım. Benim gözüm kör ama senin kalbin körmüş. Yani asıl kör olan ben değilim, sensin.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Gönül gözü görmeyen, &lt;br /&gt; Can gözünü neylesin” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demişler ya; hikayede de bu açıkça görülüyor. Denilebilir ki tüm olaylara ve tüm insanlara, sadece sahip olduğumuz vücut gözüyle bakıyor ve maneviyata karşı aslında kör olan bu gözlerle ya gerçekleri göremiyor ya da enteresan yanılgılar içerisine düşüyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Her insan iç dünyasında koca bir kainat barındırır. Ancak hiç kimse diğer kimselerin iç dünyasını yeterince görüp bilemez. Bunun iki temel sebebi vardır ki birisi başkalarının gönül kapılarını çalmamamız, diğeri ise çalanlara gönül kapımızı aralamamamızdır. Eğer çevremizde bulunanların gönül kapılarını çalmakta ihmalkar olmayıp ve hatta biraz da ısrarcı olabilseydik sevgili Yunus’un, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Hakk bir gönül verdi bana, &lt;br /&gt; Ha demeden hayran olur” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dediği gibi hayran olmayacağımız bir insan kalmazdı. Böylelikle yine Yunus’un, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Yunus Emre der: Hoca, &lt;br /&gt; İstersen bin var hacca, &lt;br /&gt; Hepsinden iyice, &lt;br /&gt; Bir gönüle girmektir.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dizelerinde ifade ettiği şekilde en makbul ibadetlerden birisini de ifa etmiş olurduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Eğer girebilseydik karşımızdakinin gönül kapısından, dert ortağı olurduk onunla, dertleri paylaşır, paylaştıkça azaltırdık ve sevgileri paylaşır, paylaştıkça çoğaltırdık. Kırık kalplere derman olabilirdik belki. Belki onarabilirdik yıkılıp harap olmuş gönülleri. Böylelikle belki bizim gönüllerimiz de mutmain olurdu. Şairin &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Gönüller Kabe’dir, gir eyle tavaf, &lt;br /&gt; Gönül alanların gönlü şad olur” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dediği gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Zaten gerçek dostlukların kurulması da gönül ziyaretleriyle başlamıyor mu? İnsanların birbirlerinin gönüllerinde kurdukları sevgi köşkleriyle perçinleşmiyor mu gerçek dostluklar? Bu noktada yine sevgili Yunus Emre’nin, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Ben gelmedim davi için, &lt;br /&gt; Benim işim sevi için, &lt;br /&gt; Dostun evi gönüllerdir, &lt;br /&gt; Gönüller yapmağa geldim.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dizeleri geliyor hatırlara. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Birbirimize gönül ziyaretlerinde bulunmadığımız gibi zaman zaman tam tersini yapıp anlayıp dinlemeden kırmaktayız gönülleri. “Ben kainata sığmam ama insanın kalbine sığarım” diyen Yüce Allah’ın harab ederiz o güzel mekanını. Oysa,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Kalbini geniş tut sıkma Seyrani, &lt;br /&gt; Rıza-i Bari’den çıkma Seyrani, &lt;br /&gt;Gönül Beytullah’tır yıkma Seyrani, &lt;br /&gt;Elinden gelirse imaret eyle!” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dizeleriyle Aşık Seyrani bu konularda ne kadar da yerinde ikaz etmiş bizi. Yine şairin halka mal olmuş, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şu çeşme güzel çeşme, su içecek tası yok, &lt;br /&gt;Kırma insan kalbini, yapacak ustası yok.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dizeleri ne kadar doğru anlatıyor bu durumun vehametini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Gönül kırmanın ne büyük külfetleri olacağını, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Eğer gönül kırdın ise, &lt;br /&gt;Bu kıldığın namaz değil.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dizeleriyle ifade eden Sevgili Yunus, külfetin neden bu kadar büyük olduğunu da yine, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gönül Çalap’ın tahtı, &lt;br /&gt;Çalap gönüle baktı, &lt;br /&gt;İki cihan bedbahtı, &lt;br /&gt;Kim gönül kırdı ise.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dizeleriyle açıklıyor bizlere. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Nice düşünürler, şairler, gönül insanları o kadar çok şeyler söylemişler ki gönül için anlatmakla bitmez. Ancak, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; “Bilmeyen ne bilsin bizi, &lt;br /&gt; Bilenlere selam olsun.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;misali anlayan için bu kadarı yeter de artar bile. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Hakkın yarattığı her canlıyı sevgiyle kucaklayabilmemiz, karşılaştığımız insanların gönül kapılarını çalabilmemiz, çalanlara gönül kapılarımızı açabilmemiz ve gönül gözü açık insanlar olabilmemiz dileklerimle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-3720214484745364242?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/3720214484745364242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/03/gonul-gozumuz-ve-gonul-kapilarimiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/3720214484745364242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/3720214484745364242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/03/gonul-gozumuz-ve-gonul-kapilarimiz.html' title='GÖNÜL GÖZÜMÜZ VE GÖNÜL KAPILARIMIZ'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-2331414663204580098</id><published>2009-01-30T17:01:00.001+02:00</published><updated>2009-01-30T17:02:38.255+02:00</updated><title type='text'>YAR, DOST, ARKADAŞ, TANIŞ, EL, DÜŞMAN</title><content type='html'>Çevremizdeki ilgi kurduğumuz ya da kurmadığımız her bir ferdi, farkında olarak ya da olmayarak otomatikmen bir ilgi grubu içerisine yerleştirmiş bulunmaktayız. Bu ilgi gruplarını Yar, Dost, Arkadaş, Tanış, El, Düşman şeklinde sıralamamız mümkündür. Hayattaki her şahıs bize göre bu gruplardan birisi içerisinde mutlaka bulunmak zorundadır. Fakat pek çok insan, çevresinde bulunan şahısları çoğu zaman olması gereken pozisyon grubu içerisinde değil, farklı gruplar içerisinde değerlendirerek yanılgıya düşmektedirler. Özellikle fikir yapıları henüz netleşmemiş olan gençler için bu durum had safhadadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu itibarla çevremizdeki her bir ferdi hangi grup içerisinde değerlendirmemiz gerektiğine karar verebilme aşamasında, bize göre bu ünvanların özelliklerini kısaca hatırlamakta fayda olduğu inancıyla diyoruz ki; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; YAR ya da diğer adıyla SEVGİLİ o kimsedir ki, tüm varlığı ile adeta kendisi için yaşamayıp bizim için yaşar. Bizim yarimiz olan bu kimse her şartta, her yerde ve her zaman, mevcut olan tüm varlığını ve gücünü bir an bile tereddüt etmeden bizim için ve yalnız bizim için kullanır. Öyle ki bizi birinci öncelikli pozisyona koymasının yanı sıra kendisini ikinci öncelikli pozisyona dahi yerleştirmez, onun için ikinci öncelikli pozisyon dahi yoktur. Hatta biz kendisine en büyük düşmanlığı yapsak dahi bu durum değişmez. O, her şeyiyle birlikte yalnız ve yalnız bizim için vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu tarif gösterir ki hiç kimsenin sevgilisi yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; DOST ise sevgiliden bir kademe daha düşük bir ünvandır ki bizim dostumuz için birinci öncelikli şahıs bazen kendisi bazen da biz oluruz. Normal durumda birinci öncelikli kendisi olsa bile en küçük bir sıkıntımızı hissettiği anda kendisini ikici plana bırakarak tüm varlığıyla bize destek olmak için elinden gelen her şeyi yapar. Bizden iyilik ya da kötülük görmesi bu durumu asla değiştirmez. Kendisine en büyük kötülükleri yapsak dahi bize karşı olan dostane fikrinde en küçük bir zedelenme olmaz. Gerekiyorsa bizim için gözünü kırpmadan ölüme gider. Biz hiç sormayıp aramazsak dahi bizi daima takip ederek daha huzurlu olabilmemiz için fırsatlar gözetler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu ifadelerden de anlaşılan odur ki insanların tamamına yakınının ömürleri boyunca bir tane bile dostu olmamıştır. Çok az sayıda kimsenin belki bir iki taneyi aşmayacak dostları olabilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ARKADAŞ bizimle eşdeğer pozisyondadır. Genel olarak hemen her konuda onunla orta noktada buluşur teraziyi eşit dengeleriz. “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” ifadesi de bunu vurgular. Arkadaşımız için birinci öncelikli kendisidir. Sıkıntımız olduğunda yardımcı olurken sıkıntısı olduğunda da bizden yardım talep eder. İyiliğimiz onun gözünde bizim için bir artı, kötülüğümüz ise eksidir. Bizden gördüğü iyilik ve kötülükler bize olan davranışlarını direkt olarak etkiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu itibarla herkesin az ya da çok belli sayıda bir arkadaş grubu vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; TANIŞ, tanışıyor olmaktan öte pek bir ilgimizin bulunmadığı kimsedir ki onunla selamlaşma, bayramlaşma gibi çok genel ilişkiler içinde bulunur bundan öteye pek geçmeyiz. Tanışla iyi ve kötü zamanlarımızı, arkadaşla paylaştığımız şekilde paylaşamayız. Ortak değerlerimiz yok gibidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Çevremizde çok sayıda tanışlarımız mevcuttur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; EL ya da YABANCI ise tanışmadığımız kimselerdir ki ne onlar bizim hakkımızda ne de biz onların hakkında bir şey bilmeyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Çevremizde en çok yabancılar bulunmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; DÜŞMAN bizim iyiliğimizi istemeyen, hakkımızda kötü düşünüp bu düşüncesini fırsat bulunca icraata dönüştürmekten çekinmeyen kimsedir ki bazen diğer gruplar içerisine yerleştirdiğimiz kişilerden de gizli düşmanlarımız çıkabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bazı kimselerin düşmanları olmadığı gibi bazılarının ise oldukça fazla sayıda düşmanları mevcuttur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Tüm bu tarifler dikkate alındığında en büyük yanılgıların Dost, Arkadaş ve Tanış grupları arasında yaşanmakta olduğu anlaşılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Dost sayısının neredeyse sıfır olması ve Tanış konumundaki kimselerle de neredeyse ilgi kurmuyor olmamız Arkadaş grubunun öneminin hayli fazla olduğunu gösterir. Arkadaş konumuna koyduğumuz ve uzun süre beraberlikler yaşadığımız kimselerle, farkında olmasak dahi ortak bir karakter yapısı oluşturmaktayız. Diğer bir deyişle bizim karakter ve kültür değerlerimizi, bizim de bir ferdi olduğumuz Arkadaş grubumuz belirlemektedir. Bu sebeple sahip olmayı arzu ettiğimiz kişiliğe en yakın karakterlere sahip kimseleri Arkadaş konumuna yerleştirmemiz, istediğimiz bu kişiliği otomatikmen kazanmamızı sağlayacaktır. Bu gerçekçi formül, arkadaş konumuna koyduğumuz kimselerin bizim kişiliğimiz açısından ne derece büyük önem arz ettiğini açıkça gözler önüne serer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Az sayıda olsa da can Dostlara ve değerli kişilik özellikleri taşıyan geniş Arkadaş çevresine sahip olabilmeniz dileklerimle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-2331414663204580098?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/2331414663204580098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/01/yar-dost-arkadas-tanis-el-dusman.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/2331414663204580098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/2331414663204580098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2009/01/yar-dost-arkadas-tanis-el-dusman.html' title='YAR, DOST, ARKADAŞ, TANIŞ, EL, DÜŞMAN'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-8363913272387112950</id><published>2008-11-21T14:23:00.003+02:00</published><updated>2008-11-21T14:28:34.492+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='veli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mezun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öğrenci'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenci Özenir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okul Önerir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Aile Soyulur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sınav'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dersane'/><title type='text'>Okul Önerir, Öğrenci Özenir, Aile Soyulur, Bilin Bakalım Nedir?</title><content type='html'>Hani tekerleme tarzı bilmeceler olur ya, öyle bir bilmeceyle başladık ve dedik ki: “Okul önerir, öğrenci özenir, aile soyulur”. Cevabı bulmakta zorlandığınızı sanmıyorum; bilmecemizin cevabı “Dersane”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersaneyi neden böyle tarif ettiğimizi izah edebilmek için gelin beraberce bir profil örneği çizelim: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki öğretmen düşünelim, ikisi de henüz yeni mezun, meslek heyecanıyla işe atılma çabası içerisindeler. Ancak mevcut şartlar hemen önlerine engeller çıkarıyor. Okuldan mezuniyet yetmiyor, Milli Eğitimin okullarında öğretmenlik yapabilmeleri için önlerine yeni sınavlar çıkıyor. Mecburiyet gereği bu sınavlara giren sevgili öğretmenlerimizden birisi yüksek puan alarak Bakanlık kadrosuna girmeye hak kazanıyor ve ülkemizin güzel bir okulunda göreve başlıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer öğretmenimiz ise aldığı düşük puan sebebiyle okullarda öğretmenlik yapmaya hak kazanamadığından ister istemez dersanelerin kapılarını aşındırmaya başlıyor. Ancak rekabete önem veren dersaneler, kaliteli öğretim kadrosu oluşturmayı amaçladıklarından, yeni mezun ve üstelik de okul kadrolarına alınmak için yeterli görülmemiş olan öğretmeni kadrolarına almak istemiyorlar. Öğretmenimiz, bir şekilde, belki de kendi öğrenciliğinde devam etmiş olduğu dersaneyi şartlı olarak ikna edip az bir ücretle burada ders vermeye başlıyor. Ancak ifade ettiğimiz gibi dersane, öğretmeni belli şartlarla kabul ediyor. Bu şartlardan birisi de kısa bir sürede eksiklerini gidererek kaliteli bir öğretmen haline gelmesi. Daha önce önüne sınav çıkardığı için Milli Eğitime tepki gösteren öğretmen bu defa kendisini süreklilik arz eden bir sınav süreci içerisinde bularak mecburen daha verimli olabilmek için çaba harcamak zorunda kalıyor. Fazlaca ve uzun vadeli çabaları sonucunda okul öğretmeninin seviyesine belki ancak yaklaşabiliyor. Bu aşamada devlet okullarına geçme değerlendirmesi yapmaya başlayan öğretmenimizin önüne bu defa da bu yolu tıkayan başka engeller çıkıyor. Dersaneyle belli süreliğine anlaştığı için yaptığı anlaşma ayrılmasına engel oluyor. Anlaşmada belirlenen süre sonunda ise yaş haddinden dolayı devlet okullarına geçme şansı ortadan kalkıyor. Bunların yanı sıra artık verimli hale gelmiş olan öğretmenin ayrılmasını istemeyen dersanenin buna engel olmak için yaptığı hatırı sayılır maaş zamları sevgili öğretmenimizin maddi imkânlarını devlet okulu öğretmeninin imkânlarının üstüne taşıyınca dersane öğretmenimizin dersaneden ayrılma fikirleri de ortadan kalkıyor. Ve belki de ömür boyu dersane öğretmeni olarak görev yapmaya devam ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dersane ve okul öğretmenlerinin verimi kıyaslamasında çoğunlukla durum, verdiğimiz örneğin benzerleri şeklinde olmasına rağmen ne hikmettir ki öğrencilerimizin, okul öğretmenlerimizin ve ailelerimizin çoğu, dersanelerin çok gerekli ve hatta şart olduğuna inanarak dersaneye gidilmesi yönünde büyük çaba harcamaktadırlar. Dersaneler ticari amaç güttüklerinden öğrenci alma gayretlerini anlamak zor değildir. Ancak öğrenci, okul ve ailelerin aynı yöndeki gayretlerine mantık çerçevesi içerisinde anlam verebilmek mümkün değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu mantıksız çabayı bu saydığımız gruplar açısından ayrı ayrı değerlendirirsek şu sonuçlara varabiliriz: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrencilerimiz, okul ve ailelerinin dersaneye gönderme mantığı ve gayretlerinin yanı sıra çok sayıda arkadaşlarının da dersaneye gidiyor olmaları sebebiyle dersaneyi çoğunlukla bir özenti olarak tercih etmektedirler. Yani öğrencilerimizin çoğunun gözünde dersane öğrencisi olmak, bir akademik gereklilik olmayıp bir lüks ve özentiden ibarettir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aileler ise okul öğretmenlerinin yönlendirmesinin yanı sıra çocuklarını çok enteresan sebeplerle dersaneye göndermekteler. Çocuk daha sonra bizi suçlamasın gibi aklanma psikolojisiyle, evde kalıp haşarılık yapmaktansa dersaneye gitsin mantığıyla, okul durumunun takibini otomatik olarak yaptırabilmek düşüncesiyle, arkadaşları dersaneye giderken çocuğun psikolojisi bozulmasın amacıyla ve daha nice enteresan sebeplerle göndermekteler dersaneye. Ama belki de bunların da üstünde en büyük sebep aileler arası etkileşim olmakta. Özellikle birbirleri arasında yoğun misafir trafiği yaşamakta olan ev hanımlarının fikir paylaşımları konuya önemli ölçüde yön vermekte. Ev hanımları, “Bizim çocuk falan dersaneye gidiyor, ya sizinki?” gibi bir soru karşısında kendilerinde mutlaka bir dersane ismi verebilme mecburiyeti hissetmekteler. Eğer çocukları dersaneye gitmiyorsa böyle bir soru karşısında, hangi mantıkladır bilinmez ama kendilerini adeta aşağılanmış pozisyonda hissediyorlar ne yazık ki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okul öğretmenlerine gelince, onların dersaneleri tercihini anlayabilmek gerçekten çok zor. Dersaneleri tercih etmekle “Biz bu işi beceremiyoruz, ancak dersaneler yapabilir” mi demek istiyorlar? Eğer böyle düşünmüyorlarsa ne demek istiyorlar? Çoğu zaman müfredatı suçlayarak kendilerinin müfredat içerisinde hapsolunmuş olduklarını ifade eden öğretmenlerimizin bu düşünceleri büyük ölçüde doğru olabilir. Ancak okul müfredatı dışında eğitim sağlanabilmesinin yolu, ya da tek yolu öğrenci ve aileleri dersanelere yönlendirmek midir? Zaten günlük sekiz saat olması gereken normal mesai sürelerinin önemli bölümü boş olan öğretmenlerimiz, bir ortak kararla ve yine ücretli olarak okul mesaisinin dışında bir zaman dilimi içerisinde, hapsolundukları müfredatın istedikleri şekilde dışına çıkarak, okul bünyesinde kurs düzenleyemezler mi? Bunun için bir engelleri mi var? Engel bir yana fazlasıyla imkânlarla dolular. Bina başta olmak üzere eğitim için gerekli her türlü imkân ve teçhizatın zaten içerisindeler. Böyle bir uygulamayla hem şikâyet ettikleri kendilerinin düşük gelirli olmaları sıkıntısını aşmış, hem temel amaçları ilim olmaktan çok ticaret olan dersanelerin bu amaçlarının önüne geçmiş, hem çok iyi tanıyıp bildikleri öğrencilerine dersanelerden çok daha fazla faydalı olmuş, hem de ticaret amaçlı dersanelerin eline düşmüş olan aileleri bu büyük maddi külfetten önemli oranda kurtarmış olurlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç itibarıyla diyebiliriz ki temelinde ticaret maksatlı kurulmuş ve günümüzde de birinci amaçlarını ticaretin teşkil etmekte olduğu çoğu dersaneler, okulların eğitim kadrolarından daha kaliteli bir kadroya sahip olamamalarının yanı sıra, dersaneye giden nasıl olsa kazanır mantığı güden çoğu öğrenciler için bir boş vermişlik psikolojisi oluşturmaları ve aileler için de sonuçta faydası olamayan büyük bir para tuzağı olmalarından başka hiçbir fonksiyon içermemektedirler. Bu itibarla dersaneler konusunu daha gerçekçi ve ilmî yönüyle değerlendirerek mantıksız ve zararlı dersane seline kapılmaktan kurtulabilmek ve başkalarını da kurtarabilmek dileklerimle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-8363913272387112950?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/8363913272387112950/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2008/11/okul-nerir-renci-zenir-aile-soyulur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/8363913272387112950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/8363913272387112950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2008/11/okul-nerir-renci-zenir-aile-soyulur.html' title='Okul Önerir, Öğrenci Özenir, Aile Soyulur, Bilin Bakalım Nedir?'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-2694147032422926474</id><published>2008-10-07T10:00:00.003+02:00</published><updated>2008-11-21T14:22:47.195+02:00</updated><title type='text'>DİSLEKSİYE  DİKKAT !</title><content type='html'>DİSLEKSİYE  DİKKAT !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir vesile ile tanıştığım ve güzel ahlakı sebebiyle ilgimi çeken bir lise öğrencisinin bazı sosyal sorunları olduğunu fark etmiş olmam sonucunda kendisine yardımcı olmak istemiştim. Zaten ilgiye hasret kalmış olduğundan uzattığım ele son derece olumlu cevap vermişti. Her ikimizin gayreti ile öğrencinin sorunları kısa sürede önemli ölçüde çözülmüştü. Öğrencimiz zaman zaman bize de misafir oluyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Okul başarısı iyi olmayan öğrencimizin başarısızlığının sebebini önceleri sosyal sorunlarına bağlamıştım. Fakat sorunları çözülmesine rağmen başarı durumunda iyileşme olmuyordu. Gerek sorularıma verdiği cevaplar, gerekse misafir olduğu zamanlardaki gözlemlerim, ders çalışmaya yeterli zamanı verdiğini göstermekteydi. Ancak buna rağmen sınav sonuçları çok kötüydü. Bu durumun sebebini ısrarla kendisinden dinlemek istememe rağmen dikkate değer bir cevap alamıyordum. Bu sorunu çözebilmek için, sözel bölüm derslerine hiç yatkın olmamama rağmen bir akşam kendisine ders çalıştırmaya kalkıştım. Yeterli gayret ve zamanı vermesine rağmen çalışmanın sonucunun verimsiz olduğunu gördüm. Çok basit ve akılda kolay kalan bazı bilgileri (sözel derslerdeki bilgilerden bahsediyorum, yani Matematik formülü falan değil) defalarca beraberce tekrarlamamıza rağmen birkaç dakika sonra tamamen unutmuş olabiliyordu. Bu durum beni hayrete sevk etmişti. Bir akşam bilgisayar çıktısı halinde, düzgün ve normal büyüklükte yazıyla yazılmış olan ibret verici bir hikayeyi, ders alması ve okuma yeteneğini daha iyi görebilmem amacıyla kendisine okutturdum. Okuma yeteneğinin çok çok kötü olduğunu gördüm. Yavaş okumasına rağmen kelimeleri o kadar yanlış okuyordu ki okuduğu cümlelerin çoğundan bir anlam çıkarabilmek mümkün değildi. Hatta bazı cümleleri defalarca tekrar ettirmeme rağmen hatasız okuması mümkün olmuyordu. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;          Bu yaşananlar sonucunda anladım ki, başarısızlığının temel iki sebebi vardı: Okuma yeteneğinin bozuk olması ve anlam verilmesi güç olan unutkanlıklar. Kendisiyle yaptığım uzun sohbetler sonucunda bu iki sebebin de kendisinden kaynaklanmadığına inanır oldum; yani kendi elinde olmayan etkenlerdi. Bu durumu araştırmaya karar verdim. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;          Elde ettiğim kriterlere dayanarak yaptığım araştırma sonucunda beyin yapısıyla ilgili bir öğrenme bozukluğu problemi olan ve nüfusumuzun % 10-15’inde mevcut olan “Disleksi” ile karşılaştım. Disleksinin, araştırma sonucu elde ettiğim belirtilen diğer özelliklerini de öğrenci üzerinde kontrol ettim. Ve neredeyse tüm özelliklerin kendisinde maalesef mevcut olduğunu müşahede eyledim. Sorunun çözümü hakkında ise bir lise öğrencisi için önerilen, bir "Çocuk Psikiyatristi" idi. Sorunu ve çözüm yolunu, en makul şekilde öğrenciyle ve ailesiyle paylaşarak gereğinin yapılması aşamasını kendilerine bıraktım. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Bu olay öğrenciliğimde şahit olduğum başarısız öğrenci karşısındaki öğretmen tepkilerini hatırlattı bana. Bu öğrenciler karşısında asabileşen öğretmenlerin haykırarak söyledikleri “Tembel”, “Geri zekalı”, “Aptal” ifadelerini yeniden duyar gibi oldum. Yıllardır okula gittikleri halde henüz okumayı akıcı şekilde başaramamış öğrencilerin ruhsal ya da bedensel problemleri olup olmadığını hiç araştırmadan az okudukları düşüncesiyle kendilerini çeşitli şekillerde cezalandıran öğretmenler geldi gözümün önüne. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu nostaljik hatıralardan sonra günümüz eğitim camiasının durumunu düşündüm. Büyük bir üzüntü duydum. Çünkü çok fazla bir şey değişmemişti. Başarısız öğrencilerle ilgili yine aynı üzücü hatıraların benzerleri yaşanmaktaydı. Oysa bir öğrencinin başarılı olabilmesi için, özel okullar, dersaneler gibi kuruluşlardan daha önce, hiç şüphe yok ki sağlıklı vücut, beyin ve ruh yapısına sahip olması gerekirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Konu üzerinde yaptığım inceleme sonucunda anladım ki ruhsal ya da bedensel problemlerinden dolayı öğrenme zorlukları yaşamakta olan bu önemli orandaki öğrenci grubunun kendileri mevcut problemleri sebebiyle, aileleri konu hakkındaki cehaletleri sebebiyle ve öğretmenleri ise maalesef umursamazlıkları sebebiyle söz konusu öğrenme sorunlarının üstüne gitmemekteydiler. Sonuçta cezayı bir noktadan sonra başarısızlıkları sebebiyle pes etmek zorunda kalan bu problemli öğrenciler çekmekteydiler. Bu kişiler ilmi meslek grupları içerisinde yer alamayıp alt meslek grupları ile hayatlarını idame ettirmek zorunda kalmakta; belki tüccar, belki duvar ustası, belki çiftçi olabilmekteydiler. Bazı mühendis, hakim, öğretmen, doktor gibi meslek adamlarının öğretmeni olmakla gururlanan sevgili öğretmenlerimiz ise aynı zamanda pek çok çoban, çiftçi, hamal gibi meslek adamlarının da öğretmeni olduklarını ne kendileri hatırlamak istemekte ne de birilerinin hatırlatmasına taraftar olmaktaydılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu konuyu ele almamdaki maksat aile, eğitim kadrosu ve öğrenci gruplarından, haberi olmayanları Disleksi ve benzeri öğrenme bozukluklarının varlığından haberdar etmek ve konu hakkında üzerlerine düşeni yapmaları hususunda duyarlı olmaya davet etmektir. Konuya en yakın, en bilinçli ve en duyarlı olması gereken grup pek tabi ki eğitim kadrosudur. Rehberlik ya da Danışmanlık öğretmenleri başta olmak üzere görevini vicdan mesaisine göre yapmak isteyen tüm öğretmenlerin mesai süresinin 24 saate sığmayacağı aşikardır. Rehberlik branşını yalnızca bol boş zamanları olması maksadıyla tercih edip, görevlerini ifa aşamasında, masaları başında hasta bekleyen Psikologlar gibi davranan; sonra da kendilerini ve başkalarını, yapacak iş yok düşüncesiyle kandırmaya ve kanuni mesailerini dahi ifa etmekten kaçınmaya çalışan sevgili Rehberlik öğretmenlerini vicdan muhasebesi yapmaya davet ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Görevlerini hakkıyla ifa etmekte olan tüm öğretmenlerimizi, kullandığım nahoş ithamlardan tenzih ediyor, kendilerine her zaman olduğu gibi bir kez daha saygılarımı arz ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Yaş, cinsiyet ve sosyal pozisyonları ne olursa olsun tüm insanlarımızın Disleksi ve benzeri öğrenme bozuklukları karşısında olabilecek en iyi duyarlılığı gösterebilmeleri dileklerimle…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-2694147032422926474?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/2694147032422926474/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2008/10/kubakii-4.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/2694147032422926474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/2694147032422926474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2008/10/kubakii-4.html' title='DİSLEKSİYE  DİKKAT !'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-9167609748122509680</id><published>2007-06-22T14:36:00.000+03:00</published><updated>2007-06-27T10:53:24.653+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;P align=center&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border=15 style="background-color: #ffefd8; padding: 5px;" cellspacing=0&gt;&lt;br /&gt;  &lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;    &lt;img src="http://groups.google.com.tr/groups/img/3/groups_bar_tr.gif"&gt;&lt;br /&gt;  &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;br /&gt;  &lt;tr&gt;&lt;td style="padding-left: 5px"&gt; &lt;b&gt;AhmetADANUR grubuna kayıt ol&lt;/b&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;br /&gt;  &lt;form action="http://groups.google.com.tr/group/-AhmetADANUR-/boxsubscribe"&gt;&lt;br /&gt;  &lt;tr&gt;&lt;td style="padding-left: 5px;"&gt; E-posta: &lt;input type=text name=email&gt;&lt;br /&gt;           &lt;input type=submit name="sub" value="Kayıt ol"&gt;&lt;br /&gt;  &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;br /&gt;&lt;/form&gt;&lt;br /&gt;&lt;tr&gt;&lt;td align=right&gt; &lt;a href="http://groups.google.com.tr/group/-AhmetADANUR-"target=_blank&gt;Bu grubu ziyaret et&lt;/a&gt; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;br /&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;/P&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-9167609748122509680?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/9167609748122509680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2007/06/ahmetadanur-grubuna-kayt-ol-e-posta-bu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/9167609748122509680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/9167609748122509680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2007/06/ahmetadanur-grubuna-kayt-ol-e-posta-bu.html' title=''/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-1167743882557939672</id><published>2007-05-16T15:08:00.003+03:00</published><updated>2008-11-21T14:22:08.864+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocuklarımızın Hataları Karşısında'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuşbakışı'/><title type='text'>ÇOCUKLARIMIZIN HATALARI KARŞISINDA</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;ÇOCUKLARIMIZIN HATALARI KARŞISINDA&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir baba, gece eve sarhoş gelen oğluna attığı tokat sebebiyle oğlunun kafasının cama çarparak boğazının kesilip vefat etmesi üzerine bakın neler söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"19 yıl babalık etmeye çalıştığım, Allah'ın bana emaneti,canım, gülüm, hayatım, her şeyim, bir tanem, evladım, güzel oğlum, 3 dakika içinde kollarımın arasında ölüp gitti. Yapacak hiçbir şeyim yoktu. Kapının camı şahdamarını kesmişti. Fıskiye gibi kan fışkırıyordu. Umutlarım, istikbalim, hayatım yerlere dökülüyordu. Oğlum, beni ölmeden öldürüyordu... Günler geçiyor arslanım. Her geçen dakikayı beni sana yaklaştırdığı için seviyorum. Eskiden nasıl üzülürdüm zaman geçiyor, birgün senden ayrılacağım diye. Ama şimdi her şey tersine döndü... Her şeye tahammül edebiliyor insan. Allah böyle bir sabır vermiş kullarına. Ama tahammülü mümkün olmayan bir tek şey var. Senin sevginden mahrum olmak. Bunu hissedememek. İste ölmeden bu öldürüyor insanı..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha pek çok şey söylüyor dertli baba. Ama olaydan ders çıkarabilmek için sanırım bu kadarını aktarmak yeterli. Bazen çocuklarımız çok önemli, çok büyük hatalar yapabiliyorlar şüphesiz. Bizler de hemen hatanın büyüklüğüne göre çok ani tepkiler koyuyoruz ortaya. Ancak bazen bu tepki ve müdahalelerimiz, düşündüğümüz ve beklediğimizin aksine, çok olumsuz ve hatta olayda anlatılanlara benzer şekilde geriye dönüşü dahi imkansız sonuçlar doğuruyor ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklarımızın yanlış davranışlar göstermemeleri için, küçük yaştan itibaren yaşına ve yerine göre, onlara ilgili eğitimi vermek gerektiğini; bunun yanısıra gerek eğitim yoksunluğu yüzünden, gerekse onlar için her şey yapılmış olmasına rağmen kendi şahsi hatalarından dolayı, yaptıkları büyük-küçük yanlış davranışları karşısında, her şeye rağmen, bu olaylara sabır ve metanetle yaklaşmak gerektiğini hepimiz biliriz. Ancak olaylar bazen bizi ya çileden çıkarır, etrafımıza öfkeler savururuz; ya da psikolojik olarak bizi yıkar, kabuğumuza çekilir, büyük üzüntülerle baş başa kalırız. Oysa çocuklarımızın her türlü hataları karşısında, olayları biraz daha farklı bir felsefeyle değerlendirebilsek, gerek öfkeli davranışlarımızdan, gerekse psikolojik çöküntülerimizden kurtulabilmemiz hiç de zor olmayacaktır. Şöyle ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Çocuklarımızın yanlış davranışlardan dolayı şikayet etmek yerine, yanlış davranışlar gösterseler dahi onların, Yüce Allah’ın bize olan ihsanı, hediyesi ve emaneti olduklarını daima hatırda tutarak yaradanımıza sürekli şükür etmeliyiz. Çocuklarımızın var olmayıp yanlış davranışlar göstermemelerini mi, yoksa yanlış davranışlar gösterecek olmalarına rağmen var olmalarını mı tercih ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Çocuklarımızın yanlış davranışları karşısında, bu durumun düzelmesi için Yüce Allah (C.C)’ya yalvarır ve böylece “Duanız olmasaydı Rabb’im size değer verir miydi?... (Furkan-77)” ayet-i kerimesi itibarıyla Yüce Allah katında değerli bir kul haline gelmiş oluruz. Yani çocukların bu davranışları vesilesiyle Allah katında, Allah’ın değer verdiği salih bir kul konumuna en azından bir adım daha yaklaşmış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Çocuklarımızın yanlış davranışlarıyla meşgul olduğumuz sürece dünyevi ve gereksiz duygulardan belli ölçüde uzaklaşacağımız için, kendimizi manevi ortam içerisinde bulur; bu sayede nefs-i emarenin kötü emellerinden az da olsa uzaklaşmış ve manevi olgunluğun gereklerini daha iyi bir şekilde yaşamış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Sıkıntı ve musibetlerin birer sınav olarak verilmekte olduğu yönündeki ayet ve hadislere binaen, çocuklarımızın yanlış davranışlarına karşılık şikayet etmeyip, bu durumun, bir sınav vesilesi olarak Allah tarafından verildiğini düşünerek Allah’a hamd etmeliyiz. Çünkü maruz kaldığımız durum, Yüce Allah’ın bizi bir kul olarak kabul ettiğinin de ispatı olur ki, kul olarak kabul etmemiş olsaydı belki bize hiçbir sıkıntı vermez ve bu ayet ve hadislere de mahzar eylemezdi. Ayrıca kul olarak kabul edilmemizin yanı sıra, Yüce Allah’ın bize çok daha kötü sıkıntılar vermek yerine, belki canımızdan çok sevdiğimiz çocuklarımızdan gelen sıkıntıları yaşamamızı, ve böylelikle söz konusu sıkıntılara daha güçlü bir şekilde tahammül gösterebilmemizi takdir etmiş olması da, hiç şüphesiz ki çok daha fazla şükürleri gerektiren bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Zaman zaman çocuklarımızın yanlış davranışlarını zapt etmek gayretinde tek başımıza yetersiz kalacağımızdan eşimizden, akrabamızdan ya da daha başka kişilerden de çeşitli şekillerde yardımlarını isteriz. Bu sayede, insanlarla dayanışmamızı artırdığımız gibi, gerek biz ve gerekse çocuklarımız, söz konusu kişilerin dualarını da almış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Çocuklarımız, yapılan tüm dualardan inşallah az ya da çok nasiplenmiş olacaklarından, normal zamanda yapılan duadan çok daha ihtiyatlı olarak yapılmış olan bu dualar sayesinde, dünyada ve ahirette çok daha güzel yaşantılara nail olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Çocuklarımızın, özellikle biz ebeveynlerine karşı yanlış davranışlarda bulunmaları, bizim varlığımızı ciddiye almış olduklarını gösterir. Yani kendilerini, bizi muhatap almak zorunda hissetmekte, diğer bir deyişle, kötü tarzda iletişim kursalar dahi sonuçta bizi önemsemiş olmaktadırlar. Ayrıca başkalarına karşı yanlış davranışta bulunmazken bize karşı bu şekilde davranmaları, bizimle olan samimiyetlerinin bir sonucudur. Diğer bir deyişle nazları bize geçmektedir ki bu da bizi, göstermeseler dahi seviyor olmaları anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Çocuklarımızın, biz ebeveynlerine bu şekilde davranmaları, onları kendi anladıkları tarzda psikolojik olarak rahatlatmakta ve ruhsal huzura kavuşmalarına yardımcı olmaktadır. Çocuklarımızın bu şekilde bir rahatlığa kavuşmaları bizim sayemizde gerçekleştiğinden bu durumdan mutluluk duymalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Çocuklarımız, mantık ve ahlak yapılarının zamanla değişip gelişecek olmaları sonucunda, ileride, şimdi göstermiş oldukları yanlış davranışları sebebiyle büyük ölçüde pişmanlık yaşayacaklardır. Yaşadıkları bu pişmanlık sayesinde bize, bu dünyada çok büyük bir sevgi bağı ile bağlanacak ve ellerinden geldiğince iyilik yapmaya çalışacak; onlardan önce vefatımız halinde ise hayırlı ve bize çok dua eden evlatlar olacaklardır. Bizim göstereceğimiz büyük sabır ise bu manevi bağların çok daha güçlü olmalarını sağlayacaktır. Eğer onların bugünkü yanlış davranışları olmasaydı, ileride pişmanlık duygusu da yaşamayacaklar ve bu duygunun verdiği engin ruh olgunluğuna da sahip olamayıp belirtilen ölçüde hayırlı evlat düzeyine de ulaşamayacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Çocuklarımız, yaptıkları yanlış davranışlardan dolayı ileride duyacakları pişmanlıklar sonucunda, hatayı ve pişmanlığı yaşamış insanlar olarak, kendi çocuklarına karşı çok daha geniş ölçüde sabır gösterebilecek ve onlara geniş toleranslar tanıyabileceklerdir. Bugünkü yanlış davranışları olmasaydı, pişmanlık duymayacak ve pişmanlığın sağladığı olgunluğu da yaşamamış olacaklarından kendi çocuklarına da olması gereken sabrı belki gösteremeyeceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi çocuklarımızın yanlış davranışları karşısında düştüğümüz durum, hiç de şikayet edilecek bir durum olmamakla birlikte tam aksine Yüce Allah’a tekrar tekrar şükrü gerektiren bir durumdur. “...Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir (Mü’minün-14)” ayet-i kerimesine istinaden yaratılmakta olan her nesne ve olayın, Yüce Allah tarafından en olması gereken ve en güzel şekilde yaratılmış olduğunu idrak ve kabul etmenin bir kulluk borcu olduğunu bir kez daha hatırlamamız gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hoştur bana senden gelen,&lt;br /&gt;Ya hıl’at-ü yahut kefen,&lt;br /&gt;Ya gonca gül yahut diken,&lt;br /&gt;Lütfun da hoş, kahrın da hoş”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;felsefesiyle, İbrahim Hakkı Hazretleri bu durumu ne kadar güzel özetlemiştir. Gelin bizler de bu felsefeyi iyice idrak edelim ve hemen şimdi ellerimizi açıp Yüce Yaradanımıza hamd edelim! Yaptıkları davranış her ne olursa olsun, çocuklarımızın yanlış davranışları karşısında, olması gereken sabır, cesaret, metanet ve sağ duyuya sahip anne ve babalar olmanız dileklerimle... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-1167743882557939672?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/1167743882557939672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2007/05/kubakii-3.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/1167743882557939672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/1167743882557939672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2007/05/kubakii-3.html' title='ÇOCUKLARIMIZIN HATALARI KARŞISINDA'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-5840131454359839926</id><published>2007-05-16T15:02:00.003+03:00</published><updated>2008-11-21T14:21:05.077+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zulüm İçinde Adalet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuşbakışı'/><title type='text'>ZULÜM İÇİNDE ADALET</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Gerek hedeflerimiz, gerek hayatın getirdiği sıkıntılar ve gerekse benzeri sebeplerle, hepimiz hayat rüzgarı içerisinde sürüklenmeye devam etmekteyiz. Ancak kısa bir süre için de olsa bu akışın dışına çıkarak olayları şöylece kuşbakışı bir izleyelim istedik. Ve bakın neler ilişti gözümüze:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;ZULÜM İÇİNDE ADALET&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Özellikle son zamanlarda “Zulüm içinde adalet, adaletsizliktir” felsefesinin fazlaca değer görmekte ve uygulanmakta olduğunu müşahede etmekteyiz. Pek çokları bir atasözü, bir özdeyiş kabul edip hayatlarına yön verme hususunda ilke edinmişler bu sözü ve felsefeyi. Hatta bunun hadis olduğunu sananlar da var ne yazık ki. Aslında bu söz ne bir hadis, ne de bir atasözü. Sadece birilerinin ortaya koyduğu ve pek çoklarının da katıldığı bir görüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu görüşü açıklayabilmek için Atatürk’le ilgili şu anekdota bir göz atalım: Bağımsızlığımızın yeni elde edilmiş olduğu sıralarda, Atatürk’ün de bulunduğu bir tören esnasında kadının biri ısrarla Atatürk’e yaklaşıp “Kocamın Devlet Demir Yolları’na alınması için siz bu kuruluşa talimat vermiştiniz ama kocamı işe almamışlar” diyerek duruma müdahale etmesini talep eder. Atatürk ise kadının bu sözleri karşısında, “Yani benim önermeme rağmen işe almadılar öyle mi?” der ve etrafındakilere dönerek “Efendiler, işte Cumhuriyet rejiminden beklentimiz bu olmalıdır” diyerek, beklenenin aksine, kurumun yetkililerinin gösterdiği bu davranıştan büyük mutluluk duyduğunu ifade eder. Konumuz olan felsefi görüşe göre, Atatürk’ün buradaki cevabı “Zulüm içinde adalet”, diğer bir deyişle “Adaletsizlik” tir. Yani mevcut ortam zaten adaletsizliklerle dolu olduğundan bu adaletsizlik ortamı içerisinde büyük bir mevkiden, halkın normal hayat şartlarının daha üstünde bir taleple yardım istemek, son derece normal ve haklı bir davranış olarak adaleti talep etmek anlamına gelirken; bu talebin reddedilmesi ise adaletsizliğin ta kendisi olarak kabul edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha iyi anlaşılabilmesi için konuyu başka bir basit örnekle izah etmeye çalışacak olursak, bu zihniyete göre çevrenin kirletilmiş olduğu her hangi bir ortama giren bir şahıs bu kirli ortamı daha fazla kirletmeme gayreti gösterecek olursa çok yanlış ve adaletsizce bir davranış göstermiş olmakta, ortam zaten kirli olduğundan kirletmeye devam ettiği takdirde ise çok doğru ve adil bir davranış sergilemiş olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz sosyal hayatı içerisinde adaletsizlik ve dengesizliklerin had safhaya ulaşmış olması sebebiyle, örneklerle açıklamaya çalıştığımız “Zulüm içinde adalet, adaletsizliktir” felsefesi de bu felsefeyi benimseyenler açısından çok daha geçerli bir hal almıştır. Ancak felsefenin teferruatına inildiğinde sosyal yaşantımızın, bir zulüm ortamı haline gelmesindeki asıl etkenin de bu felsefenin benimsenmesi ve geniş çaplı olarak uygulanması olduğu anlaşılacaktır. Çünkü zulüm içinde adaleti “Adaletsizlik” kabul edenler pek tabidir ki zulüm içinde zulümü de “Adalet” olarak görmektedirler. Yani bu insanlara göre zulüm ortamı içinde zulüm yapmaya devam etmek, normal, mubah, gerekli ve adaletli bir davranıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında hemen hepimiz sosyal yaşantımızın çoğu aşamalarında ve büyük oranda, bu görüşe katılarak ya da katılmadan bu felsefeye destek vermekteyiz. Sosyal hayatımız, Atatürk’le ilgili anekdottaki kadının davranışına benzer şekilde iş ya da iş içi kadro durumu konularında torpil yaptırma gayretlerinden tutun da sosyal hayatın en önemsiz hususlarına varıncaya kadar hemen her aşamada, farkında olarak ya da olmayarak vermekte olduğumuz bu desteğin sayısız örnekleriyle doludur. Zaman gelir gittiğimiz bir hastanede, hemen her türlü işimizi halletmek için bir adamımızı bulmaya çalışırız, üstelik de kendi başımıza rahatça halledebileceğimiz işler olmasına rağmen. Zaman gelir, aynı maksadı paylaşan çok sayıda insanın uzun süre beklemiş oldukları bir halk otobüsüne binebilmek uğruna, adeta savaşırcasına birbirlerini nasıl ite kaka hareket ettiklerini görürüz, ve bu insanlardan biri de biz oluruz maalesef. Bazen insanların işlerini halledebilmek için, medeni bir şekilde sıraya girmiş olduklarını görür, ancak aynı sıranın sonuna geçmeyi kendimize yediremeyip büyük bahane ve gayretlerle öne geçmeye, ya da hiç olmazsa orta yerlerde bir yere girmeye çalışırız veya bu amacımızı gerçekleştirmemize aracı olacak birilerini arar gözümüz çevremizde. Bazen de çok ucuza satılıp kapışılmakta olan bir maldan, tükenmeden alabilmemiz için, müşterileri de satıcıyı da adeta ezer geçeriz, hele de arada çocuklar varsa onları belki görmeyiz bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu olan zulüm ortamının, bu ve benzeri pek çok davranışımızın bileşkesinden oluştuğu ve bu davranışlarımızın devamıyla birlikte daha da zalimce bir hal almakta olduğu alenice ortadadır. “Zulüm içinde adalet, adaletsizliktir” fikrinin desteklendiği bu davranışlarla aslında sıradan insanları küçümser, ayıplar, aşağılarız da kendimiz büyük gayretler gösteririz onlarla eşdeğer pozisyonda kalmamak, daha farklı ve daha üstte olabilmek uğruna. Onlar bir gariban sınıfı, bir aşağı halk tabakası olur gözümüzde. Oysa en güzel makamlardan birinin, halktan hemen her ferdin yanında, onunla dert ortağı, kader arkadaşı, sırdaş, kardeş olabilecek derecede “Onun gibi” olabilmek olduğunu düşünemeyiz çoğu zaman. Bir Evliya Çelebi gibi, bir Yunus Emre gibi bunu düşünebilenlerin yaşantılarına da göz atmayız ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Halk içre bir ayineyim,&lt;br /&gt;Herkes bakar, kendin görür!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyen Sevgili Yunus’un bu felsefesine hiç kulak asmayıp, bunun yerine “Zulüm içinde adalet, adaletsizliktir” düşüncesini benimser ve üstelik uygularız anlamadan, dinlemeden. Şairin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Harf harf yağdı ilim üzerimizden,&lt;br /&gt;Kimimiz gül olduk kimimiz diken.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyerek anlattığı gibi tahsil dahi deva olmaz bu yanlış davranışlarımıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak her zaman, her yerde ve her şartta doğruyu bulmanın bir yolu mutlaka olsa gerek. Bu yol herkes için farklı farklı olabilir belki, fakat sonuçta varılacak nokta aynı hedef olacaktır. Belki hemen her olayda kendimizi bir vicdan muhasebesine tabi tutarak, belki kendimizin karşı cenahta olduğumuzu düşünerek, belki düşünürün “Ben edebi edepsizden öğrendim” ifadesiyle anlatmaya çalıştığı şekilde başkalarının yanlış hareketlerinden ders çıkarıp bu çirkin hareketleri yapmayarak, belki de kendimize özgü daha farklı yöntemlerle ulaşabiliriz bu doğru davranış hedeflerine. Ama her şeyin başında iyiye ve doğruya ulaşmayı istemek, arzu etmek ve hedeflemek geldiğini; yanılmak isteyenin yanılmasına hiçbir engelin bulunmadığını; en büyüğünden en küçüğüne kadar hayatta karşılaşılan her bir olayın, çok çok büyük bir sınavın önemli puan değerlerine sahip soruları olduğunu ve bu sınavı düzenleyen tarafından her hangi bir dünyada hiç şüphesiz, mutlaka ve mutlaka değerlendirmeye alınacaklarını; bu sınavın değerlendirmesinde en küçük bir eksik, ihmal ya da hatanın söz konusu olmayacağını ve herkesin elde ettiği puan değerinin karşılığını mutlaka göreceğini asla ve asla unutmamak gerekiyor şüphesiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüklü küçüklü milyarlarca dava ile inleyen bu dünyada, gerçek adaletin ne olduğunu iyi idrak etmiş, idrak ettiği ölçüde benimsemiş ve hayatının her bir anında şiar edinmiş; “Zulüm içinde adalet, gerçek adalettir” görüşüne sahip olarak gerçek adalete güç veren; zulüme düşman, adalete dost, gerçek bir “Adil” olmanız dileklerimle... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-5840131454359839926?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/5840131454359839926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2007/05/kubakii-2_7151.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/5840131454359839926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/5840131454359839926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2007/05/kubakii-2_7151.html' title='ZULÜM İÇİNDE ADALET'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322566451335478564.post-3533704501290174655</id><published>2007-05-16T14:52:00.001+03:00</published><updated>2008-11-21T14:20:14.336+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnsancıllık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuşbakışı'/><title type='text'>İNSANCILLIK</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Gerek hedeflerimiz, gerek hayatın getirdiği sıkıntılar ve gerekse benzeri sebeplerle, hepimiz hayat rüzgarı içerisinde sürüklenmeye devam etmekteyiz. Ancak kısa bir süre için de olsa bu akışın dışına çıkarak olayları şöylece kuşbakışı bir izleyelim istedik. Ve bakın neler ilişti gözümüze: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İNSANCILLIK&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Tüm dünyada sevgi ve hoşgörünün, adeta sembolü haline gelmiş olan Mevlana Hazretleriyle ilgili bir rivayete göre Mevlana’yı uzak diyarlardan bir başka şeyhin talebesi ziyaret eder. Genç talebe cahil, düşüncesiz ve kibirli bir karaktere sahiptir. Mevlana Hazretleri kendisine “Oralarda ne yapar, neyle meşgul olursunuz?” diye sual eder. Talebe, kendi anlayışına göre büyük fedakarlık ve rıza olarak yorumladığı davranışlarını “Ne yapalım bulamayınca sabrediyor, bulunca da yiyoruz.” ifadeleriyle özetler. Ve akabinde bu defa kendisi Mevlana Hazretleri’ne “Ya siz buralarda ne yapar, ne edersiniz?” diye sorar. Mevlana’nın cevabı hem çok düşündürücü, hem de gencin kibirli tavrı karşılığında ders verici niteliktedir: “Bağdat’ın köpekleri de bulamayınca sabretmek zorunda kalıyor, bulunca da yiyorlar. Biz ise bulamayınca sabrediyor, bulunca da dağıtıyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen hepimiz şu dünyanın ne kadar da yozlaştığından şikayet eder; gördüğümüz, yaşadığımız olayları anlatır dururuz birbirimize. Hep şikayetçi oluruz ama kimden ve neden şikayet etmekte olduğumuzu detayıyla tespit etmeyiz maalesef. Ya da etmek istemeyiz; kaçınır, korkar, çekiniriz bundan. Sanki insan üstü bir güç var üstümüzde ve bizi o şikayetçi olduğumuz hadiselere maruz bırakmakta. Ancak gerçekler böyle değil tabi. Tüm olayların odak noktasında bizler varız aslında. Toplumun en küçük yapı taşı olan insan var yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöylece oturup gerçekçi bir şekilde değerlendirsek, insan olarak bizleri farklı kılacak özelliklere sahip olmamız gerektiği sonucuna, zannediyorum hepimiz varabiliriz. Ama çoğu zaman ya da çoğumuz için bu felsefe hiç mi hiç icraata dönüşmez maalesef. Öyle yanlış davranışlarda bulunuruz ki bazen, bu davranışların ardından “İnsanız” diyebileceğimiz iradeyi bulup bulamayacağımız şüpheli hale gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman gelir sıkıntılı olduğu her halinden belli olan bir yabancıyla karşılaşır ama hiç dikkate almadan geçer gideriz yanından. Zaman gelir kendimiz tıka basa yiyip içerken, çöp kutusunun kenarında “Acaba temiz kalmış bir parçacık ekmek var mıdır?” düşüncesiyle gezinmekte olduğu, üzerindeki yırtık-pırtık elbiseleri, yüzünde-gözünde bulunan kir lekeleri gibi pek çok emareden belli olan garibane bir çocuğu görürüz de aynı yerde bir kedi ya da köpeği görmemiz halinde o hayvanlara göstereceğimiz sevgiyi dahi esirgeriz, göstermeyiz o çocuğa; hatta daha da öte biraz uzağından geçeriz kazara üzerindeki kirden bize de bulaşır endişesiyle. Normal zamanda, kendinden çok daha güçlü olan düşmanlarından deliler gibi kaçan bir hayvan, yavrusunu korumak söz konusu olduğunda aynı düşmanlarına o derece direnir ki sanki güçlü olan karşısındaki düşmanı değil de kendisidir. Bir hayvan dahi manevi bir bağı korumak için bu derece takdire şayan bir davranışı sergilerken, kendimizi ondan kat kat üstün, akıllı ve manevi değer sahibi kabul ettiğimiz bizler, yavrumuzu cami avlusuna bırakmaktan ve hatta çok daha kötü davranışlar sergilemekten maalesef çekinmeyiz. Bazen de alay ederiz içimizdeki bir deliyle, onunla alay etmenin aslında onu o halde yaratmayı kimbilir hangi hikmetle takdir etmiş olan Yüceler Yücesi Yaradan’la alay etmek olduğunu düşünemeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizden daha fazla zayıf veya mağdur durumda olanlara karşı sergilediğimiz bu yanlış davranış örneklerini istenildiği kadar çoğaltmak mümkün. Ancak bir de tersi konumdaki manzaraya bir göz atınca görürüz ki; ne zaman mağdur olan konumunda biz olsak; adaletin, insanlığın, medeniyetin en güzel biçimlerini hemen hatırlar ve yalnızca duygularımızla da olsa şiddetle talep ederiz birilerinden; neden bunların bize sağlanmadığından şikayetçi oluruz hemen.&lt;br /&gt;“Sanma şahım herkesi sen sadıkane yar olur,&lt;br /&gt;Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur;“&lt;br /&gt;diyen Kanuni Sultan Süleyman’ın uyarısının önemini daha iyi anlarız. O an belki de dünyanın en adil, en inançlı, en sevgi dolu, en medeni insanı oluruz. Gücümüz olsa ve karşımızda bizim konumumuzda birileri olsa, onlara yardımcı olacağımıza dair neredeyse yemin bile ederiz kendi kendimize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz tüm bu yanlış davranışlarımızın farkındayız ve kendimizi hesaba çekmemiz gerektiğinin de bilincindeyiz aslında. Ancak ne zaman vicdanımız bizi bu konuda zorlayacak olsa ya bir gerekçeyle erteleriz, ya da bir bahane bulur vaz geçeriz kendimizle hesaplaşmaktan; korkarız, kaçarız adeta vicdanımızın sesinden. Acı gerçeklerden kaçar, süslü hayallerle avuturuz kendimizi. Oysa en acı gerçek, en güzel hayalden üstündür tabi ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar kaçsak da vicdanımızın sesinden, hayatın acı gerçeklerinden kaçamayacağımız malum. Bu acı gerçekleri, tatlı gerçeklere dönüştürmenin vicdan muhasebesinden başka yolu olmadığı da açık. O halde gelin kaçmaktan vaz geçip bir an önce hesaplaşalım ve barışık olalım vicdanımızla. Sevgili Yunus Emre’nin,&lt;br /&gt;“Gelin tanış olalım,&lt;br /&gt;İşi kolay kılalım,&lt;br /&gt;Sevelim, sevilelim,&lt;br /&gt;Dünya kimseye kalmaz.”&lt;br /&gt;şeklinde özetlediği güzel felsefesini düstur edinelim hayatımızda. Ve son mısrasını düşünelim sık sık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılların yaprak misali döküldüğü, sevginin eridiği, insanların öz değerlerini kaybettiği şu vefasız alemde; alnı açık, başı dik, göğsü kabarık bir şekilde, gönül rahatlığı içerisinde “İnsanım” diyebileceğiniz, insanlığını kaybetmemiş nadide kişilerden olmanız dileklerimle...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322566451335478564-3533704501290174655?l=ahmetadanur.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/feeds/3533704501290174655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2007/05/kubakii-1.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/3533704501290174655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322566451335478564/posts/default/3533704501290174655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ahmetadanur.blogspot.com/2007/05/kubakii-1.html' title='İNSANCILLIK'/><author><name>Ahmet ADANUR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10953507453192573826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='30' height='32' src='http://adanurahmet.sitemynet.com/mynet_resimlerim/AhmetADANUR.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
